Kimse kimsenin ahlakına, mesleğine, ailesine çamur atamaz, atarsa bedelini öder!

Madde 125 – (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Tehdit
(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

Kanun maddeleri açık ve nettir. Yıllardır yaptığım iş, mesleğim bana sayısız hukukçu kazandırmıştır. Gereken yapılacak, herkes ettiği hakaretlerin, savurduğu tehditin hesabını verecektir. 3. sayfa haberi olmak neymiş, görelim bakalım.

Dün Gece Resmen Öldürülmekle Tehdit Edildim.

Bu yazı burada dursun, okursanız sevinirim. Ama bu yazının tek bir muhatabı vardır ama varsa içinde kendini bilmezler onlar da üzerlerine alınabilir.

Ben 15 yaşından beri kendi ayakları üstünde dimdik durmuş ve durmaya devam eden bir kadınım. Babam bizi çok erken terk etti, annem ve ablamla 3 kadın sırt sırta muazzam bir yaşam mücadelesi verdik. Yılmadan, çok yorularak, çok üzülerek ama hiç durmadan. Hal böyle olunca kolay kafese girmeyen, boyun eğmeyen, kolay kolay kimseye pabuç bırakmayan bir insan oldum. İyi mi oldu, kötü mü bilmem ama benim güçlü ve korkusuz olmaktan başka çarem yoktu.

Şimdi 33 yaşındayım, nerede ise yolu yarıladım. Ahlakımla, edebimle, kimsenin malına, canına, kocasına, varına göz dikmeden geldim bu yaşıma. Hayatına dokunduğum kime sorsanız şu an beni sevse de sevmese de hakkımda kötü söz etmeye dili varmaz. Eser gürler ama iyi kızdır, zor gün dostudur derler, adım kadar eminim.

Şimdi! Hangi edepsiz beni ahlakımla yargılayacakmış? Kim beni yalancılıkla, zavallılıkla itham edecekmiş. Kim benim tırnaklarımı kanatarak oturduğum bu koltuğu hor,hakir görecekmiş. Kim beni dostlarımla, arkadaşımla ”FİNGİRDEŞMEKLE” itham edecekmiş, kim beni öldürmekle tehdit edecekmiş!!!!

Herkes haddini bilecek, kimse kimsenin ailesine, mayasına, ahlakına, edebine, mesleğine, karakterine kafasına estiği gibi hakaret edemeyecek. Senin o bir anlık öfke ile hakaretler yağdırdığın ”MAYAM” için ben adamı ipe götürürüm. Tek başına aslan gibi beni ve ablamı yetiştiren annemdendir benim mayam ve ona gelen laf için değil seni, dünyayı yakarım haberin olsun. Haydi bakalım şimdi bu yazının üstüne de es, gürle.

Bu yazı açık açık tek bir kişiye mesaj olarak yazılmıştır. Hafta sonumu onunla geçirmek yerine kuzenlerim ve arkadaşımla geçirdiğim için dün gece öldürülmekle tehdit edildim gerekli yazışma örnekleri bir kaç arkadaşıma, aileme ve tehditlerin devam etmesi durumunda işleme alınmak üzere hukukçu bir arkadaşıma iletildi.

Bakalım nasıl oluyormuş bir kadını ”GEBERTMEKLE’ tehdit etmek!

Mutlu haftalar…
Gergin bir yazı oldu birazcık gülün diye altına çok sevdiğim biraz edepsiz ama bazılarının hak ettiği bir video ekliyorum… :)

Dale Carnegie ile kahvaltı şahane pardon iletişim şahane

Yazacak şeyler o kadar birikti, o kadar birikti anlatamam… :)

Bu muhteşem güneşli, keyifli ama birazcık yorgun cuma akşamından hepinize merhaba.

Mavi Yaka Danışmanlık firmasının Lescon için yaptığı leş mülakat bu haftanın gündemi sıra gelecek, merak edenler var biliyorum. Onun dışında müthiş etkilendiğim Karadeniz Holding merkez ofisi ve oldukça başarılı işe alımcısına da yine bu hafta sıra gelecek. Yarın Kariyerist’ in düzenlediği iş modeli tasarımı programına katılacağım bu konu da yine önümüzdeki haftanın gündemi olacak. Aslında hepsinden de önemlisi gülsününbavulu’nda bu hafta Dublin olacak. Gerçekten müthiş eğlenceli 2 günü elimden geldiğince sizlerle paylaşacağım. Şimdi gelelim bu akşamın yazısına.

dale

Geçtiğimiz cumartesi Dale Carnegie’nin davetlisi olarak ik bloggerları bir araya geldik, önce oldukça keyifli bir kahvaltı, peşi sıra bir kaç saatlik yine oldukça keyifli, sıkmayan ve benim için en önemlisi ‘akıl vermeyen’ kısa bir iletişim sunumu.

Akıl vermeyen dedim çünkü artık dünyanın taaa bir ucundan gelip sadece akıl verip giden insanları dinlemekten çok sıkıldım. Bizim genel olarak sorunumuz bilmemek değil, uygulamamak. Hal böyle olunca birilerinin sahneye çıkıp haydi pozitif olun, iyi düşünün, şunu şöyle yapın demelerinin hiç bir katkısını ne kendimde ne de çevremden göremiyorum.

Peki ne yaptı Dale Carnegie Okumaya devam et

Bu yazı umudunu yitirmek üzere olanlara gelsin

ağaç
Amacım kimseye akıl vermek falan değil ama bugün iş görüşmesinden çıkınca uzun, yeşil yolu ayakkabılarımı elime alıp yürürken hayatın nasıl da sürprizlerle, mucizelerle dolu olduğunu bir daha bir daha keşfettim. Yeni biçilmiş çimenin mis gibi kokusu, bahar güneşinin yakmayan ılık ılık ısıtan sıcağı, sonbaharda kökünden biçilmiş ağaçların odunlarından yeşeren tomurcukları görünce umutlanmamak elde mi?

Dün gece uyumadan önce Masal Terapi’den bir masal seçtim, kapadım gözlerimi, rastgele bir sayfa…

Lütfen okuyun, birebir değil aklımda kaldığı ve kendi yorumumla paylaşacağım.

Yıllar yıllar önce köyün birinde, meydanda kocaman, ulu, asırlık bir ağaç varmış. Gökyüzüne açılmış, kocaman ellere benzeyen bu ağacın üzeri meyve doluymuş. Gelin görün ki bir taraftaki meyveler hayat verirken diğer taraftakiler zehirli imiş. Köylü yıllar içinde hangi tarafın hayat veren hangi tarafın zehirli olduğunu unutunca ağaçtaki meyvelere kimse el sürmez olmuş. Ağacın tek görevi yaz sıcaklarında köylüleri gölgesinde serinletmek olmuş. Fakat günlerden birgün köyde büyük bir kuraklık çıkmış, insanlar açlık ve susuzluktan kırılmaya başlamış. Torunu açlıktan ölmek üzere olan bir dede, ahaliyi meydana toplamış ve demiş ki ‘ ben şimdi bir taraftan bir meyve koparıp yiyeceğim, şayet zehirli taraftan yemiş olur ve ölürsem diğer taraftan bir meyve koparıp, torunuma verin ve o da sizler de bu açlıktan kurtulun’ dedenin kopardığı meyveden ısırması ile gençleşmesi, ak düşmüş saçlarının eski haline gelmesi, sağlığına kavuşması bir olmuş. Köy halkı büyük bir sevinçle hayat veren taraftan sulu, sağlıklı meyvelerden yemeye başlamış. Lakin gelin görün ki içlerine bir kurt düşmüş ya demişler yine unutulur da zehirli taraftan meyve koparılıp yenirse ya çoluk, çocuk bilmeden yer, zehirlenirse diye… Düşünüp, taşınıp bir yol bulmuşlar ve köyün erkekler bir araya gelip ağacın zehirli tarafını kesip atmaya karar vermiş. Böylece hem tehlike geçecek hem de hayat veren taraf daha çok serpilip, büyüyecek, daha çok meyve verecek. Hemen işe koyulup ağacın bir tarafını kesip, içleri rahat evlerine dönmüşler. Ertesi günün sabahı meyve yemek için ağacın başına gittiklerinde gördükleri manzaraya inanamışlar, ağaç bir gecede kurumuş, yok olmuş bitmiş…

Yani; hayat denen bu yolda acı da var tatlı da… Olmalı da. Acı olmadan tatlının kıymeti olur mu hiç? Düşmeden kalkmanın hazzı, ağlamadan kahkahanın kıymetini bilebilir miyiz?
Acıdan da, yoktan da geçmek gerek olgunlaşmak için, aksi halde yaşamın bir kolu çolak, bir ayağı aksak olur.

Düşmekten korkma, her düşüşün sonunda ayağa kalkmanın daha kolay, kestirme bir yolunu keşfetmeye bak. Şimdi kalk ayağa ve kaldığın yerden yoluna devam et.

Not: Masal terapi ciddi anlamda tavsiyemdir, alın koyun başucunuza… İhtiyacınız olduğunda eliniz gidecek ve o size tam ihtiyacınız olan mesajı muhteşem bir masalla verecek.

Hayat böyle, insanız değişiyoruz, değişmeliyiz

istiridye

Dün sevdiğini bugün sevmiyor insan
Dün inandığına bugün inanmıyor
Dün okuduğu kitap yarın ona çekici gelmiyor
Dün koşa koşa gittiği okulu/bölümü bugün hayatının pişmanlığı olabiliyor…

Örnekler o kadar çoğaltılabilir ki… Kabul edelim insan değişiyor, değişebiliyor ve bu çok olağan üstelik, her değişim olumlu yönde olmuyor, olamayabiliyor. Yani sigara içmeyen bir insan sigaraya başlayabiliyor, bugün içki içen bir adam yarın sokakta yürürken içki içenlere sövebiliyor. Her şeyini paylaşıp, en güvendiğin insan, eşin, sevgilin 3 gün sonra en azılı düşmanın olarak sürdürüyor hayatındaki varlığını.

Bu değişimleri olağan kabul etmek tek çözüm, evet dün çok sevdiğim işim bugün benim için ‘lanet olsun size evet dediğim güne’ ya da 1 sene önce deliler gibi aşık olduğum adam ‘lanet olsun seni tanıdığım güne’ olabiliyor eminim ki hepimizde de oldu.

Aslında işin tehlikeli ve akışı tıkayan yanı bu değişimlere aşırı direnmek, mesela; Okumaya devam et

Bağırmadan Sakin Sakin

Bahar ayının gelmesi ile benim içimde tuhaf bir sorgulama dönemi başladı… Ne yapıyorum, ne yaptım, neleri kaçırdım vs. Durduramadığım bir hesap, kitap dönemi.

Ne öğrendiğimi, içinde bulunduğum bu dönemin bana ne öğrettiği…

2015 tuhaf, şaka gibi bir yıldı, iş hayatı, özel hayat ikisi de birbirinden çapraşık ikisi de birbirinden zor, yorucu, yıpratıcı. Her ikisinde de söylemek isteyip söyleyemediğim, yutkunduğum çok şey var, kaldı içimde, boşverdim kalsın zaten bu da bir ders değil mi en nihayetinde hayatta diyorsun bunlar da var, hepsi insanoğlu için.

bagiran-kadin

Bu yıl kendi içinde sakin ama iç dünyamda oldukça hareketli devam ediyor. Nisan nasıl geçer bilmiyorum ama içimden bir his bu ayın da son derece öğretici olacağını söylüyor. Belki yeni bir iş, belki bir süredir ara verdiğim alarm kurma işine kaldığım yerden başlama ayı olur, kim bilir. Okumaya devam et

Sahibi yoksa benimdir!

fırat
Çocukken bahçede patlak bir top, sınıfta ucu kırık bir kalem falan bulunca (yani değeri nispeten kaybolmuş) SAHİBİ YOKSA BENİMDİR derdik. Bunu arka arkaya 3 kez söylerdik o sırada sahibi çıkıp benim demezse bizim olurdu. Ben mesela 9 taş oynarken arkadaşlarımın taşını alacağım zaman bile sorardım, bunun sahibi var mı diye! Taş yani bildiğin sokaktaki taş! ama işte öyle üst üste diziliyor ya malum oyunda, engebesiz olması gerek eee bizler Ali Ağaoğlu dönemi çocukları değildik, mahallemizde hiç inşaat olmazdı, taş dediğin şeyi bile bulmak kolay değildi.
Nereden baksanız benim de yaş kemale eriyor 30′u devirdik… :) Yani bizler taşı bile almadan önce sahibi var mı, varsa 9 taş oynayacak mı diye sorardık. Böyle saygılı çocuklar, böyle saygılı bir nesildik. Üstelik hepimiz orta tahsilli ev hanımı annelerin, mahalle çocukları idik. Kimileri beğenmez… Pehh

Şimdi mi? Şimdi utanmasalar gözünden sürmeni çalacak insanoğlu… Benim de az kalsın blogum çalınıyordu. Ne garip değil mi? Bakın neler oldu… : ) Okumaya devam et

Yaratıcılık demişken;

Geçtiğimiz Cuma akşamı Maslak’ta Fun Ofis’in Psikolog Sibel Karamaraş tarafından verilen Hayal Gücü ve Yaratıcılık Atölyesinde idim.

O günden bu yana konu hala aklımda desem yalan olmaz. Netice itibari ile yaptığımız iş her ne olursa olsun içine hayal gücümüzü, yaratıcılığımızı kattığımız zaman illa ki sonuç farklı olacaktır. Ne geliyor mesela aklımıza benim aklıma 3,5 basit örnek hemen geliverdi.

uzay mekiğim

Okumaya devam et

Üzgünüz aradığınız beyine şu anda ulaşılamıyor.

brain
Ben çocukken annemin ya da ablamın hiç olumlamaya, pozitif enerjiye falan ihtiyaç duyduklarını hatırlamam.
Herkesin rutin bir hayatı vardı ve hayat akardı. Belki zaman zaman ay sonu denk gelmezdi, ne bileyim ufak tefek olağan sıkıntılar yaşardık ve geçerdi. Yani bu insanlığın ve hayatın geneli idi size, bize, ona, buna özel bir durum değildi.

İşe gider, çalışır, akşam olur eve gelinirdi. Babalar ellerinde bilgisayarlar ile gelmezdi, eve gelince de şayet çok önemli bir şey yaşanmadı ise işyerinden, işlerden, iş arkadaşlarından bahsedilmezdi bile. Okumaya devam et

Hep karanlık, hep karanlık

Umut, umut peki tamam ama nereye kadar?

Yine siyah takım elbiseler, yine akışı değişmiş haber bültenleri, kapkara kravatlar, makyajsız spikerler.

Hiç iyi günlerin içinde değiliz ve bu kara günler daha ne kadar devam edecek bilmiyoruz. Temennimiz bir anca önce bitmesi ama ben bu aralar bu karamsar ruh halimden arınamıyorum. Okumaya devam et