İkburada ama Gülsün nerede diyenlere; gülsünheryerde.com :)

Bir süredir ikburada’da duraklama yaşanıyor. Pek tabi blogun tek yazarı olarak duraklamanın tek sebebi benim. Blogger olmak her ne kadar bir sorumluluk meselesi olsa da her şeye rağmen en keyif alarak yaptığım şeyi yazı yazmayı ve sizlerle paylaşmayı görev gibi değilde keyif gibi yapmak istiyorum. Zaman zaman durma noktasına gelince sırf  sayfada hareket olsun diye içime sinmeyen bir şey paylaşmak istemiyorum. Sadece bir video, kısacık bir not paylaşmak tabiri caizse kesmiyor beni..

Bu aralar blogda pek bir şey yapmıyorum ama aslında boş durmuyorum. Bir yandan ted deneyine katıldım bir yandan ise 1 Mayıs yani bugün (yazıyı yayınlayana kadar dün de olabilir bilmiyorum) twitter üzerinden #gulsunun30gunimtihani hashtagi ile 1 aylık bir tazelenme ve sürdürülebilirlik olayına girdim. Işıl Yılmaz Sümer’in #tekelbisedeneyi’nin ardından bu ay da ben başladım bir şeyler yapmaya.. Takip edin ve destek olun lütfen detaylar twitter’da

Şimdi sizlerle Tedle 21 Gün deneyinde bugüne kadar paylaşmış olduğum ilk 5 yazımın linkini paylaşmak istiyorum. Toplamda 21 gün, 21 video ile sürecek bu süreci 5′li periyotlarla burada sizlerle paylaşacağım..

Kaybetmenin kazanma hazzını nasıl körüklediğini anladığımda ilkokul 4. sınıftaydım. İlk sınavdan 24 almıştım ciddi anlamda üzülmüş, korkmuş ve mide sancıları çekmiştim sınıfın neredeyse en başarısız notuydu ve ben buna alışık değildim, kaybetmiştim işte hayatımın ilk kaybıydı belki karar vermiştim ikinci sınavda en yüksek notu alacaktım üstelik 0 hata ile… 100 tam puan aldığım zaman kağıdı elime aldım ve gururla baktım. İşte dedim sen busun kızım bunu başardıysan bu hayatta her şeyi yaparsın. Biraz fazla kendime güvenmiş olabilirim ama sadece 9 yaşındaydım ve ilk sınavdan geçersiz not almamış olsaydım asla bu duyguyu yaşayamayacaktım, en azından 9 yaşında..
Hayatta kaybedilen her şeyi yeniden kazanabilmek için sadece kendine, pozitif gücüne, enerjine ve tutkuna ihtiyacın var. Geri getirmek için sadece istemen ve harekete geçmen yeter. Şafak önce ağır ağır kararır eğer geceyi uyumadan geçirip sabırla karşısına oturup beklerseniz güneşin karanlığı deliş mücadelesini ve aydınlığın zaferini izleyebilirsiniz.

Kadın güzel olmalıydı, zayıf, uzun boylu ve her daim bakımlı.. Daha genç kız olmadan annelerimiz bile bu duyguyu aşılıyordu bizlere hatırlasanıza. İş hayatında da evlilik hayatında da ayakta kalabilmek ve başarılı olabilmek için güzel olmalıydık.
Biz farkına varamadan birileri güzeelliği çoktan belli kalıplara sokmuştu. Uzun dalgalı saçlar, ince bir bel, uzun bacaklar ve şehvetli bakışlar güzel kadın olmanın şartlarıydı. Bunlara sahipsek mutlu ve başarılı olmamıza engel tek bir durum dahi söz konusu değildi.
Hadi ama biraz gerçekçi olalım lütfen her şey ne bu kadar, zor ne de bu kadar kolaydı. 100 kg ağırlığında bir adamın başarılı meslek kariyerini ya da en az bir model kadar güzel bir kadının hayatını, hayat kadını olarak geçiriyor olmasını açıklamalı o zaman birileri bana. Kendimizi nasıl daha iyi, daha sağlıklı ve mutlu hissettiğimizi düşünmez olduk. Genel kabul gören beden ölçülerine, saç modellerine, kostümlerine mahkum ettik kendimizi. Gün geçtikçe sokaklarda dış görünüşleri birbirine benzeyen, ortak mutsuzluk, başarısızlık ve sağlıksızlıkları paylaşan insanlar olduk. Sanırım artık bu duruma noktayı koyma zamanı geldi. Güzelliği ve dışardan nasıl göründüğümüzü artık bir kenara koymalı sonsuz sağlık ve mutluluk ışığı ile parlamalıyız. Bunu sadece kendimiz için yapmalıyız. Dışardan beni nasıl gördüğün sadece nasıl görmek istediğine bağlı artık bunu biliyorum!

Okulların gerçek bir eğitim ve gelişim yuvası olmadığını anlamak içim çok fazla zaman geçmesine ihtiyacım olmamıştı.
Çok küçük yaşlarda fark ettiğim sunum ve iletişim yeteneğimi ilkokul 1. sınıfta okuma bayramında sunucu olmak için kullanmayı öğretmenime teklif ettiğimde ve sonrasında gelişen süreçte okulların ve sözde eğitimcilerin önce hayalleri sonra yaratıcılığı öldürmekten başka bir halta yaramadığını anlamıştım.
Sunuculuğu okul aile birliğinin hafif peltek konuşan oğlu kapmıştı. (Bu arada geçtiğimiz aylarda bu arkadaşımı kaybettim ruhu şad olsun, çok erken bir kayıptı.) Ben ise ne olmuştum tahmin dahi edemezsiniz. Pamuk Prenses ve 7 Cüceler’deki Cadı rolu bana verilmişti. Evet bu muhteşem yeteneğimi kullanmak üzere konuşmaya gitmiştim ve benim hayalimi ve yeteneğimi kullanmak yerine torpil devreye girmişti ve ben Cadı olmuştum. Ne harika değil mi? Sunucu olmayı hayal ederken Pamuk Prenses’e zehirli elma yedirmeye çalışan Cadı olmuştum.
Hayatımda bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmadı. Hadi ama alt tarafı 7 yaşındaydın demeyin. 25 yaşında içimizdeki yaratıcı ruhun ölmesine artık izin vermeyiz ama 7 yaşında bu konuda çok savunmasızdık.
Şimdi düşündüğümde iyi eğitilemediğimiz gibi içimizdeki şevk de yok olmuştu. İçimizden birkaç şanslı bu yeteneği ile yaşamayı başarmıştı ve bugün hepimizden daha başarılı ve mutlu.
İşin en kötüsü ise bu eğitim girdabından bir türlü sıyrılamamız oldu. Bunun kökenini aslında hayalini kurduğumuz alanlarda ilerleyememiş oluşumuza bağlıyorum. Gerçekten severek yapmadığımız işlerde sonsuz başarı ve mutluluğu yakalayamıyoruz bu nedenlede gelişmek ve gerçekten aşama kaydedebilmek için eğitim seruvenini uzatarak fark atmaya çalışıyoruz.
Lisans, yüksek lisans, doktora vs. derken 40′lı yaşlarında hala önünde defter kitap çocukları uyuttuktan sonra ayağınız uzatıp roman okuyup, tembellik yapmak yerine hala birilerinin önüne geçebilmek ve biraz daha başarılı hissedebilmek için çabalıyoruz.
Umarım bizlerin yaşadığı bu olumsuzlukları artık bir kenara bırakır ve çocuklarımızın yaratıcılıklarını köreltmelerine izin vermeyiz. Okulların çocuklarımızın yaratıcı ruhlarını körelttiği değil körüklediği yerler olması umudu ile.

Ne doğru düzgün sevebildiğimiz, ne de öfkelenebildiğimiz günlerin tam ortasındayız. Bazen birilerine o kadar çok sinirleniyorum ki telefonu elime alıp uzun uzun SMS yazmaya başlıyorum, mesajın sonuna yaklaştığımda başındaki kadar öfkeli olmadığımı fark edip, mesajı önce biraz yumuşatıyorum çoğu zaman ise yumuşatmak yerine mesajı göndermekten tamamen vazgeçiyorum.
Bir çok arkadaşımın gerçekte nasıl güldüğünü ve kahkaha attığını neredeyse unutmuş durumdayım. ” ve ” ile yetinir bu ifadelerle sevinir, keyiflenir olduk zaman zaman üzülür olduk.
Geçenlerde bir iş görüşmesine gitmekten vazgeçmiştim ve o zaman bile telefon açıp iletişim kurmak yerine soğuk, donuk bir mail ile durumu geçiştirmiştim.
Aile ile yemek yerken, şirket toplantılarında, eşimizle kavga ederken, televizyon programlarında sunucular ve bana sorarsanız en çarpıcısı da insanlar artık sex yaparken bile mail kontrol etme araları veriyorlar kendilerine.
Hayatımızın her anında kalabalık hayatlar yaşıyoruz. Belki de bunca hastalık, bunca mutsuzluk sadece radyasyonun zararı değildir. Aynı anda bir çok yerde olabilme, uzaktan yönetebilme ve bir çok kişi ile konuşmadan, mimik yapmadan iletişim kuruyor olma çabası yüzünden stres bu kadar hayatımızda.
İnsanoğlunun sanırım en büyük zaafı bu hayatında ölçü ve dengeyi tutturamamak. Teknolojinin de gözünü çıkardık. Bizler belki nesil olarak konuşan anne babalarla yetiştiğimiz için hayatı bir şekilde idare edebileceğiz fakak bizlerin dünyaya getirdiği nesil eğer bir an önce önlem almazsak konuşma, gülme, ağlama özürlü, insan görünümlü robotlar olarak hayatlarını sürdürecek.

Ted’le 21 gün deneyinde 5. yazımla merhaba..
Henüz istediğim istikrarı yakaladığımı söyleyemem ama şimdi paylaşacağım ve yorumlayacağım videonun ardından pek çok şey değişebilir
Matt Cutts’un 30 Günlüğüne yeni bir şeyler dene videosunu daha önce birkaç kez izlemiştim. Daha sonra sosyal medya üzerinde başlatılan deneyler, takipleri ve başarılı sonuçlarını izledikçe keyiflendim. Hatta Işıl Yılmaz’ın #tekelbisedeneyi de bugün sona eriyor.
Değişiklik yapmak çok zor. Kendi kendimizi görünmez zincirlerle var olduğumuz yere, insanlara, olaylara bağlıyoruz sonra da özgürlükten bahsediyoruz. İstifa edilemeyen işler, terk edilemeyen sevgililer, artık konfor sağlamasa da vazgeçilemeyen koltuklar bile alışkanlıklarımızın zincirlediği değişim korkusu.
Ted’le 21 gün bana son dönemlerde ihmal ettiğim blogumla ilgili kaybetmek üzere olduğum yazı yazma aktivitesini yeniden canlandırmak için keyifli ama her şeye rağman zaman zaman zorlayıcı bir durumdu. Şimdi hayatıma yeni aktiviteler yeni alışkanlıklar katmaya karar verdim. 30 günlük periyotta başlatmayı planladığım bu aktivitelerin bir süre sonra yaşamımın bir parçası olması umudu ile çıkıyorum yola.
30 Gün Boyunca;
* Her akşam 1 saat yürüyüş
* işlenmiş şeker tüketmemek
* Günde en az 2 lt. su içmek
* Her akşam 30 dakika ilgi alanım dışı bir şeyler okumak
* Her akşam en az 15 dakika bloguma zaman ayırmak
* Hergün bir sokak hayvanının fotoğrafını çekmek
30 günlük değişim planlarım işte bunlar…
Ben de modaya uyup, kendime yandaşlar edinip, projemin başkalarına da ışık tutması adına twitter üzerinden #gulsunun30gunimtihanı hashtagi üzerinden gidişatı paylaşacağım.

Be Sociable, Share!

    Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>