Çalışırken Kaybolanlar

Dün akşam uzun bir aradan sonra iş  arkadaşlarım ile basketbol oynadım. Her ne kadar kondisyonum eskisini aratsa da sayılarım yerinde duruyordu : ) Bir ara kendimi o kadar kaptırmışım ki topu kapmak için yerden yere atarken buldum kendimi. Sabah uyandığımda bütün vücudun hamlıktan tutulmuştu.

Evin içinde robokop misali dolaşırken, acaba spor yapma sıklığımı arttırsam mı diye düşündüm. Böylece hem kaybettiğim kondisyonumu tekrar kazabileceğim, hem de iş ortamında tanıdığım arkadaşları farklı bir platformda görme, gözlemleme şansım olacaktı. Böylece hem daha sağlıklı olacak hem de iş arkadaşlarımla sonunda kimsenin kırılıp, kaybetmediği keyifli bir mücadele vermiş olacaktık.Gün içinde biribirimize yaşattığımız stresin acısını çıkarmanın daha keyifli ve zararsız başka bir yolu olamaz sanırım : )

Büyük şehirlerde çalışanlar kendilerine özel hayatlarına ne kadar zaman ayırabiliyorlar? Okumaya devam et

Güzel Bir Şeyler Yapalım

Kışın doğmuş olmakla beraber kış mevsimine ölüp bitmem. Üşümek ciddi anlamda sinirlerimi bozar. Kışa dair sevdiğim 3,5 nadide şey vardır ki ama tadına doyum olmaz. Boza, salep, kışlık kıyafetler,radyatörün önünde ki minderde kitap okurken uyuklamak ve tiyatroya gitmek. Evet tiyatro sadece kışın gerçekleşen bir organizasyon değil ama özel tiyatrolar harici yazın tiyatro olmaz, oyun olmaz.

Çocukluktan annemden bana miras kalacak en sevdiğim alışkanlıklarımdan biridir tiyatroya gitmek. Eskiden Fatih’te Reşat Nuri Sahnesinde saat 11′de oynanan tüm çocuk oyunlarına götürürdü beni. Çıkışta Vefa’da boza ısmarlardı. Anne tertibi işte çantasına poşetle çay kaşığı koyardı her defasında dilimi uzatıp bardağı yalıyor olmam eminim ki kadıncağızı epeyce utandırıyordu. Karşıda ki kuruyemişçiden de taze kavrulmuş leblebiyi aldık mı değmeyin keyfime. Bazen oyundan çıkan tiyatrocular da orada olurdu. 10 dakika önce sahnede izlediğin adamın karşında boza içmesi üstüne sana bir de göz kırpması. O anda kendimi Afife Jale sanmaman için bir tane bile sebep yoktu inanın. Daha sonra hep sevdim tiyatroyu, hep iyi şeyler hissettirdi bana, gönül gözümü açtı, ufkumu genişletti. AKM’de ilk kez Cyrano de Bergerac izlediğim gün gişede ki abinin son dakikada oyuna bilet arayan anne kıza ‘son 2 kişilik yerimiz ama kısmen sahneyi görüyor’ dediği gün salona girince yer göstericinin bizi en önde sahneyi en iyi gören koltuğa oturtması… O gün tiyatoronun çok kutsal bir şey olduğunu bir kez daha öğrendim ve orada çalışan herkesin özel olduğunu anladım. Yer gösterenden, gişe memuruna. Bizi AKM’siz bırakanlara selam olsun!

Hala düzenli olarak devam ediyorum tiyatoroya gitmeye. Özellikle Küçük Sahne’de ki oyunları kaçırmamaya çalışıyorum. Kenter Tiyatrosu’nda yine çok özel şeyler hissediyorum. Konuyu daha çok dağıtmadan ”tiyatroya gitsek ya” diyorum. Hakikaten iletişime çokça katkısı olduğunu düşünüyorum. Sanatların en güzellerinden tiyatroya sadece kendiniz gitmekle kalmayıp yeni yılın ilk ayında çalışanlarınızın da katılacağı bir tiyatro organizasyonu düzenleyin. Hatta ilk birkaç öneri benden olsun. Bu arada oldukça da ucuz!

Kenter Tiyatrosu –  Zorla Güzelllik

Gönül Ülkü/Gazanfer Özcan Sahnesi – Küçük Adam Ne Oldu Sana

İkinci Kat – Yalnızlar Kulübü

Devlet Tiyatroları – Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni

Devlet Tiyatroları – Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk

Devlet Tiyatroları – Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını

Devlet Tiyatroları – Fosforlu Cevriye

Şehir Tiyatroları – İntiharın Genel Provası

Şehir Tiyatroları – Kadınlar, Savaş, Komedi

Şehir Tiyatroları – Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Hala tiyatro izleyen geniş bir kitle var ve özellikle Kenter’ler bir çok oyunu kapalı gişe oynuyor. Mümkünse 1 ay önce toplu biletlerinizi alın. Özel tiyatrolar da dahil olmak üzere hepsinin toplu alımlara indirimi var. Onun dışında ise Şehir Tiyatrolarında biletler 7,00 TL ile 14,00 TL arasında değişiyor. (Müzikli oyunlar dahil.)  Devlet tiyatrolarında fiyatlar 6,00 TL ile 10,00 TL iken Özel Tiyatrolarda ise fiyatlar ortalama 20,00 TL ve 50,00 TL arasında değişebiliyor.

O zaman haydi kış sezonuyla PERDE

 

 

 

…. Paradan çok akıl ve gönülle güç elde etmek… FC Barcelona

Uzunca bir süredir aynı kitabı dolaştırıyorum elimde. Evde, yolda, orada, burada devamlı karıştırıyorum. Kalın kapaklı ciltli birazda büyücek bir kitap olmasına rağmen taşıyorum yanımda. Bir defa okuduktan sonra şimdide aralardan seçe seçe üzerinden geçiyorum.

Ali Saydam’ın son kitabı. Türkiye’de İletişimin Elkitabı 1 Vazgeçmek Özgürlüktür. 

Aralık 2011′de Remzi Kitabevi’nden çıkan kitabın ilk önce kalın sarı kapağı ve iri puntolarla yazılmış adı etkiledi beni. Sonra da okumaya karar verdim iyiki de vermişim. Uzun zamandır okuduklarım içinde en iyiler arasında kesinlikle.

İçinden paylaşılacak bir sürü yazı çıkardım. Hem doğrudan alıntılar hem de çok beğenip etkisinde kalarak üzerine kendi fikirlerimi yazdığım yazılar oldu yayımlayacağım. Özellikle Kaynaktan Kıymete İnsan kısmı tekrar tekrar okuduğum, içinde parlak fikirlere rastladığım en önemli bölümdü benim için. Bu aralar hem bilgi edineceğim hem de akıcı şöyle su gibi okuyacağım bir kitap arıyorum diyenlere kesinlikle tavsiye ederim.  Ben bu kitabın peşi sıra Ali Saydam’ın diğer iki kitabı Algılama Yönetimi ve Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir? kitaplarını okumayı planlıyorum. Şimdi size bu kitaptan özellikle çok sevdiğim ve hatta bugün tekrar okuyup ardından videosunu da izlediğim bir bölümü yine video ile birlikte paylaşmak istiyorum.

Ali Saydam’ın ve yayınevinin müsaadesiyle metni aynen paylaşmak istiyorum.

Bu filmi tüm liderler ve yöneticiler izlemeli 

Aşağıdaki notu bütün şirket yöneticilerinin, siyasi parti kadrolarının, kurumsallaşma yolunda gelişmek isteyen herkesin okumasında, verilen adresteki videoyu izlemesinde çok büyük fayda var…

Barcelona sadece bir futbol takımı değildir. Bür dünya görüşü, bir felsefi yaklaşımdır. Böyle bir dünya görüşünün Katalonya’dan çıkmasına şaşmamak gerekir. İnsan o bölgeyi ve takımı biraz yakından izledikten sonra aradaki bağlantıyı hemen kuruverir.

Türk Hava Yolları’ndaki iletişim çalışmalarını hayranlıkla izlediğim Serdar Öztürk’ün büyük bir olasılıkla pek çok kişiye gönderdiğie-posta mesajını burada paylaşmakta sakınca görmüyorum.

Markalar sevenlerine sadece satın aldıkları saniyelere yerleştirdikleri reklam filmleri ile ulaşmamalı…” diyor Öztürk ve devam ediyor; ”Onlarla heyecanlarını, arzularını, hayallerini paylaşmalı… Bu filmde biz bunu yapmaya çalıştık. İnandığımız ve bir parçası olmaktan gurur duyduğumuz FC Barcelona ruhunu ve başarı hikayesini samimi bir dille, çok özel bir belgesele imza atarak sevenleriyle, sevenlerimizle paylaşmak istedik.’

Serdar Öztürk’ün sözünü ettiği 7 dakika 10 saniyelik filmde küçük yaşta Barcelona’ya girip orada uzun yıllar futbol oynadıktan sonra kariyerini Johan Cruyff’ün yardımcısı olarak sürdüren Carles Rexach’ın başarı öyküsü kendi sesinden anlatılıyor.

Charly olarak da anılan futbol adamı, başarının zirvesini Barcelona’nın altyapısından yetiştirdiği olağanüstü futbolcularla sürdürüyor. Çocuk denecek yaşta seçilip yetiştirilen futbolcuların arasında yakaladıkları dostluk ve anlayış kulübün inşa ettiği sağlam bağlar ve güven ilişkisi Barca duygularının onları zaferden zafere taşıması, tesadüf değil..

Başdöndürücü transfer tekliflerinin bu futbolcuları tahrik edememesinin sağlam, derin nedenleri var… Takımın yarısını oluşturan dünya çapındaki futbolcuları büyük paraları bastırıp oradan buradan devşirmeyen Barca onları La Masia adını verdikleri tesislerde Charly’nin yönetiminde futbol sahnesine hazırlamış. Liste çok kabarık ; Guardiola, Puyol, Xavi, Iniesta, Valdes, Pique, Bojan, Pedro, Busquets… Aralarına 12 yaşındayken katılan cılız çocuğu önce yardımcı antrenörlerin gözü tutmamış. Ancak Charly onu gördüğünde iki saniye içinde ne tür bir kabiliyet olduğunu anladım ve kendisi ve babasıyla kağıt peçeteye karalayarak o tarihi anlaşmayı imzaladım… diyor

 

O cılız çocuğun adını bugün bütün dünya ezbere biliyor. Lionel Andres Messi! Bugün dünyanın en pahalı, en başarılı, en ahlaklı futbolcusu olarak kabul edilen Messi.

Barcelona’nın sponsoru THY bu filmin arkasındaki destekçi marka. Öztürk e-postasını şu cümle ile bitirmiş; ‘Bu film, Turkish Airlines’ın dünyadaki futbol romantiklerine armağanıdır.’

Filmi bir futbol destanının öyküsü olarak izlerseniz yazık olur. Bir Akdeniz ülkesinde başarının anahtarıyla ilgili ipuçları elde etmek için izleyiniz. Vahşi kapitalizmin içinde vahşi olmadan insani değerleri kaybetmeden, vahşi kapitalizmin bastır parayı al starları şampiyon ol anlayışının nasıl alt edilebileceğini öğrenmek ve siyasi iletişim ve konumlama adına bireysel iletişim adına dersler çıkarmadan, paradan çok akıl ve gönülle güç elde etmeyi öğrenmek için izleyiniz.

Ali Saydam/Türkiye’de İletişimin Elkitabı1

 

http://www.youtube.com/watch?v=nmjVJmhJbqo

 

 

>Bol Şans Gücümüz İnsan!

>Sizlere son yazımın son paragrafında takipçim Serhat’ın arkadaşı Elif ile hazırlığı içinde oldukları web sitelerinden bahsetmiştim.
Bu site artık yayında… http://www.gucumuzinsan.com/

Serhat, hakikaten hedeflerini doğru düzgün belirlemiş ne yapmak, ne olmak istediğinin bilincinde taze bir İK çalışanı… İşini seven, hakkını vererek yapmaya çalışan ve emeklerinin karşılığını alacağına inandığım bir arkadaş. Okumaya devam et

>Gracias Barcelona

>



Evet bize yaşattığın şahane 5 gün için gracias Barcelona!

Hayat zaman zaman bizi bırakıp kafasına göre hareket etse de aslında çoğunlukla bizim seçimlerimizdir. Bir şey için diğerinden vazgeçeriz, biri için ötekinden, kırmızı elbise için siyahından, daha geniş ve ferah bir ev için küçük ama sevimli olanından, daha çok para kazanmak için az para kazandığın ama evine yakın olan işten… Ve yeni seçimlerimiz hayatımız oluverir bir anda… Övünmek gibi olmasın bende genelde iyi seçimler yapmışımdır. Arada istisnalar olmadı mı pek tabi oldu ama 28 yıllık hayatın içinde çoktan kaybolup gittiler bazıları da benim seçmediğim maalesef doğuştan kötü şanslardı ama ne yalan söyleyeyim o da çoktan püff! uçuverdi ömrü hayatımdan.

Bu girizgahla Barcelona’yı sakın haa işte Barcelona’da şahane bir seçimdi diye bağlayacağım sanmayın :)
Ben bu girizgahı yol arkadaşım için yaptım. Alanım insan kaynakları olunca girdiğim bir ortamda gözü en ışıklı insanı hemen seçiveriyorum. Yok abarttım henüz bu konuda bu denli yetenekli değilim ama çalışma hayatımın bana bu yönde pozitif katkılarını da asla yabana atamam. Uzun çalışma hayatı (yaşıma göre) ve genelde çok değişik sektörler ve çok farklı kültürden insanlarla çalışmış olmanın katkısı çok ama çok büyük.

Bundan 7 ay önce tanıdım yol arkadaşımı. Önce biraz tereddütle sonra bu tereddütler azalarak yavaş yavaş hayatıma dahil ettim onu bu arada az yormadı beni… Her şey bir IK’cının kolay kolay üstesinden gelecek kadar kolay olmadı. Uğraştırdı, yordu, zaman zaman üzdü, kırdı, hayal kırıklığına uğrattı ama ondan vazgeçmemem için hep bir açık kapı bırakmayı becerdi :) Bazen bazıları olur içinizden bir ses ‘tut, bırakma’ der… En sevdiğiniz arkadaşınız gibi, canınızın içi kuzeniniz gibi, anneniz, kardeşiniz gibi hani işte tam da böyle biri olduğundan şüphem yoktu tuttum bırakmadım. Ayıptır söylemesi birini bir taraftan ben diğer taraftan bir başkası ya da bana gelmesine engel bir olay tutuyorsa mutlaka benim elimde kalır. Ben sevdiklerim için savaşır ve kazanana kadar asla vazgeçmem.

İşte ben bu çok sevdiğim yol arkadaşımla çıktım yola geçtiğimiz cumartesi sabahı. Barcelona ortak seçimimizdi. Aylar önceden yaptık programı vizeydi oydu buydu derken stres dolu birkaç haftanın ardından nihayet İspanya sınırlarındaydık. Amaç yeni ülke görmek, yeni kültürler keşfetmek, değişik lezzetler tatmak, ve 2 IK’cı olarak bol bol gözlem yapmaktı. İkimizinde hala aklı ve yüreği orada bundan şüphem yok. İspanyollar bize çok benzeyen genelde sıcak kanlı, konuşkan ve çok obur bir millet. Sokaklarda sadece restoranlar ve onların Tapas dediği ayak üstü atıştırmalıkların yendiği küçük barlar dolu. Mağazalar, bankalar, eczaneler her yer bomboş ama yemek yenen her yer tıka basa dolu.
Barcelona sahil şeridinde yapıları, geniş caddeleri ve caddeleri üzerinde sanatlarını sergileyen her telden çalan sokak sanatcılarıyla şahane bir şehir. Şehri müteahhitler değil mimarlar inşa etmiş. En sıradan bina dahi sanat eseri gibi. Hastaneler, müzeler, lokantalar, publar her yer, her bina şık olsun diye uğraşılmış ve bu çabalar kesinlikle boşa gitmemiş.

Hergün sabah çıkıp akşam saatlerinde döndük otelimize. Gücümüz ve bilgimiz yettiğince her yeri gezmeye çalıştık ama bana sorarsanız bu gezide ancak acemiliğimiz attık kesinlikle tekrar gidip keşfedilmeli. Değişik yemekler yiyip değişik içecekler içmeye çalıştık. Yöresel içkileri sagardiyi son gün keşfettik ama farkeder etmez içtik yetmedi kendisi ile bir de fotoğraf çektirdik :)

Şehir saat 14:00 / 16:00 arası siestaya geçiyor. Hastane ve eczane dışında her yer kapanıyor ve insanlar akın akın Tapas’lara gidiyor. Önlerinde birkaç çeşit kanepe ve bir bardak sagardi ile 2 saat sohbet ediyorlar, konuşmayı çok seven bir ırk. Dillerine de çok bağlılar garip bir şekilde yol tarifi istediğimizde İngilizce başlayıp İspanyolca devam ediyorlar :) Ne yazık ki Ola ve Gracias dışında tek kelime bilmiyorduk.

Mesai sabah 10:00′da başlıyor 2 saat siestayı düşüyoruz akşam 20:00′ da da sona eriyor. Rahat çalışan, yaşamak için çalışan sevimli insanlar.

Ulaşım sistemini kökten çözmüşler. Metro şehrin yer yerine gidiyor ve 4 hat üzerinde herhangi bir noktaya geçmek için sadece 1,45 Euro ödemeniz yetiyor. Aktarmalarda tekrar bilet almak ya da bizde olduğu gibi 1 saatte geç, indirimli geç gibi durumlar yok. Teknoloji bizden geri, mantalite bizden çok ötede.

Kadınlar çalışma hayatında çok aktif. Havalimanı-Barcelona arası çalışan AeroBus’ları kadın şoförler kullanıyor. Taksilerde erkekler kadar sık olmasa da oldukça fazla kadına rastlayabilirsiniz. İster inanın ister inanmayın ama saçı fönlü ve güneş gözlüklü sokak süpüren kadınlar var, gördüm. Sokakların nasıl o kadar temiz olduğunu o an anladım eee kadın eli değdiği belli :)

Yemek yemek ve içki içmek çok ucuz. Şarap sudan ucuz desem yalan olmaz. 4,75 euroya şarap istediğimde 2 kişi olduğumuz için 2 şarap siparişi vermeye yeltendiğimde uzak doğulu sevimli garson beni uyardı. Bu kadeh değil şişe diye önce yanlış anladım sandım sonrada buna israr edince kızcağız beni susturup getirip şişeyi önümüze koydu. Şahane İspanyol şarabını bu kadar ucuza içebildiğimiz için mutluyduk tabi, sarhoşluğumzda sadece mutluluktan… :)

Kocaman upuzun bir sahil şeridi var. Gittiğimizde adam boyu dalgalarda sörf yapan sporcular vardı. Aniden bastıran yağmurun altında dalga sesleri ve sörfçüleri izlemek şimdi düşünüyorum da ne hoştu. Hele ki üzerinde yediğim Violet dondurma paha biçilemez. Dedim ya ucuz ve bolluk şehri. Sadece 2 euroluk dondurma almak istediğimde adamın dolduruğu cupa inanamadık. İki kişi yedik ve ona rağmen büyük bir kısmı ne yazık ki çöpe gitmek zorunda kaldı.

Sanırım bunca güzellikte tek üzücü yanı dünyada yankesicilik sıralamasında 2.şehir oluşu. Rehberimiz Kaan Bey’in uyarısı üzerine hep tetikte ve çok dikkatli olduk çok şükür ki ne bizim ne de turdan bir arkadaşımızın başına kötü bir olay gelmeden atlattık.

Birazda Andorra Prensliği’nden bahsetmek istiyorum. Fransa sınırına yakın İspanya ile Fransa arasında sıcak, sevimli kayak yapmak için İsviçre’den sonra dünya sosyetesinin en çok tercih ettiği ikinci ülke. Sadece 17.000 nüfuslu, dağları karlı, asıl ününü vergisiz alışverişle kazanmış bu küçük ülkeye hazır gitme şansımız varken kaçırmayalım dedik. 3,5 saat süren eğlenceli bir yolculuğun ardından vardığımızda kendimizi kocaman bir süpermarketin için koynu kucağı çikolata dolu bir şekilde alışveriş yaparken bulduk.

Parfümler hediyeler derken yorgunlukla kendimizi yemek yemek için küçücük bir lokantaya attık. İnanın hala ne yediğimizi bilmiyoruz çok da önemi yok  yemek güzel değildi ama biz güzeldik, keyfimiz yerindeydi işte…

Yol arkadaşımla ilk yurtdışı seyahatimizden geriye sanırım ikimizinde aklında hep güzel şeyler vardı… Öyle olmasa daha bir sürü ülke görüp 24 yıl sonra yeniden Barcelona’ya gelme hayalleri kurmazdık öyle değil mi :)

Gracias Barcelona, Muschas Gracias Volkan :)








Hepinize kocaman sevgiler, öpücükler

>Gelecek Geliyor Hazır mıyız?

>Bu haftabaşında işyerinde arkadaşım Volkan ile Fütürist Ufuk Tarhan’ın eğitimine katıldık. Bir süredir ilgi alanımıza giren bu konu hakkında olayınTürkiye’de ki en iyi ismini dinlemek çok faydalı oldu.

Ufuk Hanım TFD ( Türkiye Fütüristler Derneği ) Başkanı. Dinlemek, konuşmak, kendisi ile paylaşımda bulunmak çok keyifli ve verimliydi. O eğitime dair detaylı bir yazı zaten paylaşacağım önümüzdeki haftaiçi

Ama şimdi o akşama dair paylaşmak istediğim bir  konu var ki bilişim… Teknoloji nasıl almış başını gidiyor biz neredeyiz teknolojiye yenik düşersek sonumuz ne olacak daha yolun ne kadarını aşmışız tüm bu sorular kafamda dans ederek çıktım salondan…

Sizinde kafanızı biraz karıştırmak için bir video paylaşmak istiyorum.

>Soru: Asansör’ü Nasıl Bilirdiniz?

>

Cevap: Hiç işte indirir, çıkarır.

Hadi ya bizim ordakiler iş bağlıyor pehh !!! :)

Dün akşam ki tablet pek iyi geldi bana… :)

Bir süredir sarmış durumdayım malumunuz tablet seminerlere. Ofisten çıkınca ayda en az 1 defa bir tablet canım istiyor. 3 saate sıkıştırılmış konsantre bilgiler, paylaşımlar her defasında şahane mentorler ve kalabalık sınıflar. Farklı sektörlerden farklı pfofesyoneller, yeni mezunlar,öğrenciler… Bu kaynaşmayı çok seviyorum. Çok enteresan ve birbirinden çok farklı bakış açıları… 10senedir sektörde bilfiil faaliyet gösterenle yeni mezunun bakış açılarında ki fark. Seviyorum bunu.

Ama dünkü tableti diğerlerinden farklı tutmazsam sanırım ayıp olur hayatımda hiç bu kadar gülmemiştim bir seminerde. Ama düşünsenize hemen herkes işten çıkmış kafalar bir milyon hele ki biz yetmez gibi 2 saatte yol çekmişiz üstüne… Eğlenceli ve yumuşak bir ortam olmasa kim neden tercih eder ki zorunluluk olmadan.

Eğitimci Ertuğrul Belen ;

General Motors ve PricewaterhouseCoopers’da uzun yıllar üst-yönetim danışmanlığı yapan Ertuğrul Belen, Business Networking Akademi kurucusu ve Sihir Mobilya markalar grubu Yönetim Kurulu üyesidir. Bugüne kadar yirmibinin üzerinde girişimci, profesyonel, melek yatırımcı ve STK’ya Türkiye’de bir ‘ilk’ olan Speed Networking (“Hızlı Tanınma”) seansları ve Elevator Pitch (“Asansör Cümlesi) yarışmaları tasarlayan Ertuğrul Belen, Networking araştırma ve yorumlarını Sabah İK İşte İnsan köşe yazarı olarak paylaşmaktadır. Galatasaray Lisesi’nden sonra University of Wisconsin’de lisans ve sonrasında Kurumsal Hazine Yönetimi (CTP – Certified Treasury Professional) yüksek lisans eğitimini tamamlayan Ertuğrul, İSGİD (İstanbul Genç Girişimciler Derneği) Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi, MARGİF (Marmara Genç İşadamları Federasyonu) Başkan Vekili, XING Türkiye Girişimcilik ve Startup Europe Melek Yatırım Elçisi (Ambassador), GYİAD (Genç Yönetici ve İşadamları Derneği) Başkan Yardımcısı ve JCI (Junior Chamber International) üyesi olarak Türkiye’nin önde gelen STK’larında aktif görev almaktadır. Ertuğrul, networking çalışmalarını özellikle Türkiye ve Avrupa’nın önde gelen melek yatırım kanallarında eyabi Ventures yatırım ortaklığında devam ettirmektedir.
Bu kadar yetkinliğe ben gönül rahatlığıyla şunu ekleyebilirim ki ‘çok eğlenceli bir adam’

Konumuz ‘Asansör Cümlesi Sunum Sanatı’

Nedir bu asansör cümlesi? Asansöre bindik 14. kattan ve lobiye iniyoruz. 13. katta asansör durdu ve dınn! karşınızda Ali Sabancı!!! eee ben zaten bunu bekliyordum. Aylardır IK ile aklımda olan şahane bir projem var bunu bence Türkiye’de ki en iyi IK uygulamalarına sahip firmanın (Pegasus) kurucusuna aktarmak. Aman Tanrım! ne şans… Ama ben ne yapıyorum. ” aaa merhaba Ali Bey, hebe hübe lüp lep ımmm şey aslında ben hebe hübe lüp” dınn! lobideyiz…. :(

İşte tam bu noktada ‘asansör cümlesi’ giriyor devreye. Kısıtlı zamanda en etkili cümleyi kur ve en azından bir kartvizit ya da randevu kap. Yani yanlış anlaşılmasın Ali Sabancı’yı asansörde sıkıştırıp projemi dayamayacağım. Sadece projemin var olduğunu buna çok inandığımı ve bu projenin bana göre en önemli noktasının yüksek fayda,çok yönlü fayda ve çok düşük maliyetli olması.
Düzgün bir asansör cümlesi ile kapar mıyım sözü? İnanın kaparım. Salt ben değil hepimiz kaparız.
Neyse Ali Bey’e teşekkür edip daha çok kulaklarını çınlatmayalım. Zaten devamlı adamcağızı ana ana yakında sağ kulağını patlatacağım. Ama dikkat ‘sağ kulak’ :)

Dün bir uygulamadan söz ettiler. KISS ”Keep It Simple Stupıd!” Hakikaten cümlenin tam karşılığından çıkın aslında hayatın her alanında böyle. Basite indirgemek, herkesin anlayabileceği dilden konuşmak. Söze eğer tamamen meslektaşlarla yapılan bir görüşme değilse jargon sokmamak en doğrusu. Bazen başıma öyle şeyler gelir ki birisi bir şey anlatırken cümle içinde bir kelime kullanır. Atıyorum bir anda ‘benefit’ der. Ve ben terslik ya işte o anda benefitin TR karşılığını hatırlamam. İşte o an lanet bir kopukluk girer beyinle kulak arasına. Kulak işitir ama beyin yeni söylenenleri algılamak yerine az önceki benefitte takılır kalır. Tamam bazı kelimeler hayatımızın çok içinde bunu kabul ediyorum bende defalarca defalarca kullanıyorum. Ama bazıları işte o bazılarında aklımıza ilk gelecek uygulama KISS :)

Hepinize KISS bir Asansör Cümlesi tavsiyesiyle…
Masamda işler beni bekler sanırım bloguma ilk kez bu saatte yazıyorum. Hepimize kolay bir iş günü olsun, sevgilerimle ve Kiss :)