Hep karanlık, hep karanlık

Umut, umut peki tamam ama nereye kadar?

Yine siyah takım elbiseler, yine akışı değişmiş haber bültenleri, kapkara kravatlar, makyajsız spikerler.

Hiç iyi günlerin içinde değiliz ve bu kara günler daha ne kadar devam edecek bilmiyoruz. Temennimiz bir anca önce bitmesi ama ben bu aralar bu karamsar ruh halimden arınamıyorum. Okumaya devam et

CV Fotoğraflarında Selfie Devri Başladı

İK departmanları, özellikle yaratıcılık, üretkenlik ve güçlü iletişim yeteneği gerektiren sektörlerde artık klasik yöntemlerle hazırlanmış CV’ler yerine özgün ve fark yaratan örneklere odaklanıyor.

Eskiden takım elbiseler, özenle seçilmiş iş kıyafetleri ile dik durup başımızı hafif yana eğerek çektirdiğimiz vesikalık fotoğrafların yerini şimdilerde Selfie’ler almaya başladı.

Dozunu Kaçırmadan

İşveren Selfie CV’lere yeşil ışık yaktı, ancak CV’niz için kullanacağınız Selfie’nin de ufak tefek kuralları olmalı değil mi?

•    CV’niz için Selfie’nizi çekerken kolunuzun fotoğrafın dışında kalmasına dikkat edin. Selfie çubuğunu aklınızdan bile geçirmeyin. Okumaya devam et

#flokambalaj işe alım fiyaskosu, fiyaskonun dibi

Bunu hep söylüyorum belli ki yinelemenin zamanı gelmiş. Karşınıza çıkan kum mu, kireç mi, kaya mı bilemezsiniz? Ben kayayım sapladığınız zaman bana bir şey olmaz ama siz en iyi ihtimalle 2 parçaya bölünürsünüz.

Bunu hatırlaması gerekenler alsın hatırlasın, unutmaya başladıklarını hissettikleri anda açıp tekrar okusun!

Şu an inanılmaz öfkeliyim, FLOK AMBALAJ ile yaptığım muhteşem kötü mülakat deneyimlerimi yazacağım size.. Ama insaflı davranıp 2 iş günü bekleyeceğim, eğer yazılı bir özür maili atarlarsa onları affedip çok uzatmayacağım eğer bunu yapmazlarsa hilafsız bütün yerli-yabancı gıda firmalarına, müşterilerine ve potansiyel müşterilerine adayı nasıl karşıladıkları, nasıl ağırladıkları ve nasıl uğurladıklarını hiç üşenmeden anlatacağım. Takdir onların olacak. Okumaya devam et

new post on the blog :p

Durup durup turnayı gözünden vurmak diye bir durum var ya heh işte o gerçek. Ben mesela büyük bir sıçrayıştan önce dibe vurmak gerekliliğine inananlardanım. Hayatı ciddiye alacaksın ama daha çok kendini ciddiye alacaksın. Senden önce var olan bir şey bu yaşam denen olay ve emin ol ki senden sonra da var olmaya devam edecek. Şimdi biraz düşününce seni  bu denli iplemeyen hayatı, varlığın ya da yokluğunla zerre ilgilenmeyen bu hayatı öyle çok çok ciddiye alıp, kendini, etrafını darlamaya, hayatı zindan etmeye değer mi?

manolya-agaci

O ne der, bu ne anlar, ya yanlış anladıysam ile geçer mi ömür? O üzerine çok düşündüğünüz insanlar var ya sizinle ilgili günde maksimum 5 dakika zaman harcarlar, bilemedin 10 taşlar çatlasa 15! Oysa siz o bir ömür yaşıyorsunuz o hayatı, kendinizi… So; salın azcık, bırakın aksın, hatta hep beraber bırakalım, olacak oluyor, bitecek bitiyor, gidecek gidiyor yani işin özü akacak kan damarda durmuyor. Sıkıştırmayın ordan burdan damarları, sonra yolunu bulamazsa en olmadık yerden patlar olur olmadık yerlere sıçrar, temizlemek, toparlamak daha zor olur.

4 yılda bir gelen günden selamlar, sevgiler… Yarın resmi olarak baharın ilk günü, yanılmıyorsam ilk 2 cemre düştü, Leo 1994′ten bu yana uğraştığı Oscar heykelciği ile uyudu dün gece koynunda. Siz neleri kafaya takıp, üzülüyorsunuz hala… Pehhhh….

Bu arada başlık çok içimde kalmıştı : P

Halep Ordaysa Ne Burdaydı?

terazi-550x373

Halep ordaysa arşın burada, hesap ordaysa terazi burada…

Bir süredir yine ikburada’dan uzakta geçiyor günlerim, harçlarını düzenli yatırıp derslere girmeyip her sene kalan öğrenci gibi hissediyorum zaman zaman… Blog deyip geçmemek lazım durduğu yerde 3,5 demeden para yiyor kendisi, daha geçenlerde baktım karttan çekmiş 120 TL. Bari hazır hava güneşli, ser biraz atarlı iken yazayım birkaç satır.

Blogdan uzak olmam demek hayattan uzağım anlamına gelmesin. Londra’dan döndükten sonra biraz goy goy yapıp 1 ay kadar önce iş arama sürecimi aktif hale getirdim… GETİRMEZ OLAYDIM :-O piyasa leş, piyasa berbat, işler kesat ve bu minvalde aklınıza gelen daha nice cümleler… İK’cılar leş üstü leş! CV okumadan mülakata giren ik müdürleri mesela hala varlar, adayı bekletmeyi büyüklük, yücelik zanneden ik’cılar da hala var ve hazır mısınız? Adayına dönmeyen ik’cılar da hala varlar… Bitmiyorlar, bitecek gibi değiller, alışmalı, onlarla hayat sürdürmeyi olağan kabul etmeliyiz.

İş görüşmelerimi derleyip toplayıp, firma adı, yönetici adı esirgemeden yazacağım, bir arkadaşımın da dediği gibi İFŞA TAYM! yakında, coming soon…

Neyse gelelim başlığın sebebine ben çocukluğumda aklımın hiç ermediği günlerde bu deyimi duyup nedense çok sevmiştim, bi afiili, havalı gelmişti kulağıma, bir bu bir de işte hendek işte deve… Buradan şu sonuca çıkıyoruz ki ben doğuştan isyanı seven bir tipmişim. Yani 6,7 yaşlarında topalak, elma yanaklı, çizgi gözlük, gelenin gidenin sıktırdığı bir Gülsün neden bu 2 deyimi sevsin ki?

Neyse farkındayım dağıldı mesajı verip gideceğim; Öyle ben 1000 arşın öteye atlarım ama sadece Halep’te atlarım başka yerde atlayamam diyenlere bir Halepspor’lu edası ile cevap veriyorum Bize her yer Halep : ) Şimdi herkes şöyle kalkıp bir aynaya sonra da etrafına baksın ben ne kadar temizim ki karşımdakine çamur atmaya kalkıyorum desin… Mesaj ince, mesaj derin. Bana sorarsanız geç olmadan mesajı alın derim! Çünkü sabrı çok insanlar sabırları tükendiğinde gemiyi değil limanı yakarlarmış hele bu kişi kadınsa… 

Selamlar,

Elim açıldı yakın zamanda mülakat maceraları ve MCT yazısı gelebilir. Belki uslu bir blogger olabilirsem bu ay aktif bloggerlar listesinde adım geçer, belli mi olur ayın Şirinesi bile seçilebilirim :*

İşyerinde Aşk ve/veya Meşk

işyerinde aşk

Bir konuda bir kaç satır bir şeyler yazıp, bir de sizlerin konu hakkında fikirlerinizi almak istiyorum.

Konumuz İşyerinde Aşk&Meşk

Bir çok kurumsal firma işyeri içinde ilişki, evlilik vb. yakınlaşmalardan rahatsız. İşin içinde ahlaki değerlere zarar veren durumlar varsa her iki tarafın da işine son verilebiliyor. Örneğin taraflardan birinin ya da ikisinin de evli olması ya da gayri ahlaki, uygunsuz durumlarda şirket içinde görülmeleri, yakalanmaları tabiri caiz ise basılmaları.

Bir de herhangi bir ahlaksız durum olmadan ilişki yaşanması ya da evlilik gibi durumlar var ki aslında bunlar gayet olası, normal, sevimli. Gelin görün ki ilişki umulduğu gibi gitmez ve evlilik ile bitmez ise bunun da sonu can sıkıcı olabiliyor. Bu gibi durumlarda da şirket taraflara öneri sunabiliyor ya da sunmaksızın iyi niyetle taraflardan birini ayırabiliyor. Örneğin Beko’da, Arçelik’te böyle uygulamalar olduğuna birebir şahit oldum, bu genel bir Koç grubu uygulaması değil sanırım çünkü YKB’de tanışıp evlenen ve işlerine devam eden arkadaşlarım var. Benim son şirketimde de tanışıp, evlenerek uzun yıllar işlerine devam etmiş bir çiftimiz vardı.

Tanık olduğum başka durumlarda oldu, aşağıdaki örnekler benim birebir gördüğüm veya duyduğum örnekler, lütfen eski iş arkadaşlarım örneklerin içine kendilerini oturtmaya çalışmasınlar.

Evli erkek, bekar kadın!  Süreç, tüm durumu bilmesine rağmen sesini çıkarmayan, sözlü ya da yazılı herhangi bir ihtardan imtina eden bir yönetim. Sonuç; biten bir evlilik.

Evli kadın, bekar erkek! Süreç, tüm durumu bilmesine rağmen sesini çıkarmayan, sözlü ya da yazılı herhangi bir ihtardan imtina eden bir yönetim. Sonuç, evlilik devam ediyor, erkek de evlendi, ilişki de devam ediyor.

Bu ve buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkün. Ben ekipleri yönetirken duygusal zekanın hiç bir zaman göz ardı edilmemesi taraftarıyım. Ekibimin içinde bu tarz ahlaksız durumları ‘insanların özel hayatı’ cümlesinin ardına saklayıp, hiçe saymaya hiç niyetim yok. Zira bu bir karakter meselesidir, güven meselesidir. Aile toplumun en temel birimidir ve;  yönetim, liderlik, uyum, sevgi, saygı, güven kavramlarının tümünü ilk önce bu birimin içinde öğrenmeye başlarız biz. Şayet ailesini yönetemeyen bir insandan düzgün iş beklemem ben. İtiraz edenler muhakkak ki olacaktır, bu benim düşüncem ve sonuna kadar arkasındayım. İnanın onlarca da örneğini gördüm, deneyimledim.

Bu sebeple yönetimin bu gibi konularda daha hassas olması, kesinlikle baskıcı  bir yönetimden  bahsetmiyorum sadece bu konuda sınırları  belli bir yönetimin çok daha düzgün ve etik çalışma ortamları sağlayacağını düşünüyorum hatta eminim.

Var mı görüşleriniz? Sizce durum ne kim kiminle ne yaparsa yapsın mı dersiniz yoksa yönettiğiniz ekipte bu tarz ahlak dışı tavırlara tepkinizi gösterir misiniz?

 

 

Artık nasıl içim şişmişse;

Bu sabah yataktan gözlerimi Harun Kolçak’ın Karşıyım şarkısı ile açtım… Sözleri mi buyrun efenim;

beni ikna edemiyor
hiç bir cevap
hiç aldırmıyorum bu gülmelere

karşıyım her şeye
karşıyım varmı
rabbim adaletin
bu kadar mı

karşıyım alayına
karşıyım varmı
rabbim adaletin
bu kadar mı

hadi versinler
cezamı razıyım
hür doğdum hür öleceğimm
ya efendisi olacağım kendi hayatımın
ya bu yerden gideceğim

Ben bu şarkının ‘bu yerden gideni’ olmayı tercih ettim. Uzaktan bakıp işin detayını, incesini bilmeyenler pek rahat eleştirir karşısındakini. Ama bir gelip görmek, işin içine girmek, görünmeyi görmeye çalışmak gerekir. Bunu yapmadan aman sen de bir şeyi beğenmiyorsun, her şeye muhalifsin demek işin kolay kısmı. Beni  bilenler bilir, bilmeyenler kendi gibi bilir demiş birileri kim demişse pek isabetli demiş : ) Benim için de durum böyle işten ayrılalı 2 ayı geçti hala travmasını atlatamadım. Arıtma sektöründen, çok güçlü rakiplerden çok iyi teklifler alıyorum, işine etik kısmını falan bir kenara attım arıtma kelimesine bile tahammülüm yok, teşekkür edip kapatıyorum.

Siz siz olun bir insanı elinden bir çok iş geliyor diye sömürmeye kalkmayın, kimse aptal değil elbet bir gün gözünü açacak ve sizi yüz üstü bırakıp kaçacaktır. Ne siz zora düşün, ne milletin psikolojisini bozun. Alacağı kadar yükleyin, hayır diyemiyor oluşundan nemalanmayın. Bedelleri her iki taraf için de ağır olabilir. Basmayın damarlara, tuzlamayın yaraları, efendi olun, adam olun, insan olun : ) Bir gün biri çıkar ve tüm geçmişin intikamını sizden alır.

Hadi şarkıda yazının bonusu olsun canlar ;)

 

Acaba ne olsam…

Günaydın!!!!

 

Üzgünüm canlar 2 aydır bana gün ancak bu saatte ayıyor, sizler, benim canım beyaz yakalı çilekeş dostlarım oysa bu saate kadar çalıştınız, en az 3 çay 1 fincan kahve içtiniz, kankitolarınızla hafta sonu geyiklerinizi döndürdünüz, en az 2 sigara molası verip finansçının yeni saç modelini konuşup yetmez gibi öğle yemeğinizi bile yediniz.

Bana gelecek olursak kalktım yatağımı düzeltip, kahvaltı edip, bulaşıkları toparlayıp, instagrama yeterli sayıda fotoğraf atıp, akşam yemeğimi tasarladım biliyorsunuz I’m a housewife!!! ve I can do it!!!! : )

Neyse; bugün size bir kuple liderlikten bahsedeceğim!!! tabi ki şaka, konumuz kuşaklar OMG tabiki bu da şaka! Aslında işveren markası da olabilirdi ama bu da değil! Şu an COCO gibi adımın sanımın çoğunluk tarafından bilinmediği bir blogger olsaydım ağır kafa bulacağım bir konu gelmişti aklıma… Bunu yakın dostlarla bizzat paylaşacağım. Size işveren markası da anlatmayacağım genel olarak bu tarz konular benim ilgi alanıma girmiyor bunu çok iyi yapan insanlar var zaten ” gerçekten iyi yapanlardan bahsediyorum, lütfen hemen herkes üzerine alınmasın ” Acaba moda tasarımından mı bahsetsem diye düşünüp bu konudan da hemen vazgeçiyorum.

Bu aralar içten içe, iyiden iyiye acaba meslek mi değiştirsem diye düşünüyorum ve bu konuda kafamda ışıldayan bir kaç meslek var, yani bunlar henüz meslek mi bilmiyorum ama ben bu işlerin öncüsü olabilirim pek tabi

Birinci sırada tam zamanlı gezgin olmak var, ben gezeyim tozayım insanlar, firmalar bana sponsor olsun, para versin, onlar verdikçe ben daha gezeyim.

İkinci sırada tam zamanlı dedikoduculuk var; Ben ondan aldığımı ona, öbüründen aldığımı berikine ileteyim. Öteki ile beriki bana para ödesin.

Üçüncü sırada tam zamanlı yiyicilik var; Ben yine 1. sırada olduğu gibi gezip tozup yiyeyim ben yedikçe yemek yedirenler bana para ödesin onlar ödedikçe ben daha çok yiyeyim

Dördüncü ve son meslek ise tam zamanlı beyin yiyicilik; Burda da beni seven, beynini bana feda eden herkesin beynini yiyerek para kazanmayı yedikçe kazanmayı kazandıkça yemeyi hedefliyorum!

Bu 4 yeni mesleğin arasında gidip gidip geliyorum bu sıralar. Siz olsanız hangisini seçerdiniz?

İşin geyiği bir yana sağ olsun son şirketim beni hayatımda ilk defa yaptığım işten, aşık olduğum mesleğimden soğutmuş! Elim ne ilanlara, ne başvurulara gitmiyor, gidemiyor. Bu aralar ciddi ciddi kendime bir yan yol bir B planı düşünür oldum. Hee bu arada yukarıdaki mesleklere mensup o kadar çok insan var ki etrafımda sanırım kota dolmuş bana yer yok :)

Haydi mutlu haftalar… :)

Artık bir şeyi çok iyi biliyorum….

itiraz

Neyi mi;

Nasıl yönetici olmayacağımı. Ben tipik bir Y kuşağı insanıyım ve X’lere pek tahammülüm yok. Pek tabi istisnalar kaideleri bozmaz fakat salt istikrar adına mutlu olmadığı yerde yıllanan, kendine, kariyere zerre katkı sağlamadan aynı işi 1000 yıl yapan, her türlü kötü muameleye boyun eğip, sonsuz sadakatin tuhaf elçileri olmayı düstur edinmiş insanlar benden uzak dursunlar. Mersi.

Hal böyle olunca, özgüven de gereğinden fazla zühur edince bünyeye hemen bakıyorum bir şeyler ters gidiyor ufak ufak uzuyorum oradan, şartlar ne olursa olsun benim oradaki varlığım son buluyor.

Son bir kaç işimi ve bir kaç yönetici değerlendirdiğimde nasıl yönetici olacağımdan ziyade nasıl yönetici olmayacağıma dair sağlam fikirler edindiğimi fark ettim.

1- İnisiyatif vermek ile kaderine terk etmek arasındaki farkın ne olduğundan bihaber

2-Yakın ilişkiler kurmak ile mahalle arkadaşlığı sınırını bilmeyen

3-Tepe yönetimden gizli, yalana dayalı yönetimin bir parçası olan

4-Dedikoduların vazgeçilmez kahramanı

5- Gayri resmi iş takibi, para yönetiminden bir türlü vazgeçemeyen

6- Yüksek sesle konuşmak, emir cümleleri kuran

7-Hakaret etmekten zerre çekinmeyen

8- Azar yüklü mailler atarken cc’ye çaycı bile dahil eden

9-Bir diğer çalışana diğeri hakkında dedikodu yapmaktan hiç çekinmeyen  (ben henüz 2 kişi arasında yapılmış bir dedikoduya denk gelmedim)

10- Sosyal hakları ve/veya maaş ya da diğer ödenekleri hakkında üstü kapalı tehditler eden

11- Zam dönemleri yaklaşırken sebebini çözemediğiniz başarısızlık yaftaları yapıştırma çabaları olan

12- Verdiği sözleri tutmayan vs tutamayacağı sözler vermekten hiç çekinmeyen

13- En büyük hobisi adam kayırmak olan

14- Aksayan düzeni onarmak yerine kişisel çıkarları uğruna görmezden gelmeyi tercih eden

bir yönetici olmayacağım.

İyi olmak için kötülere, başarılı olmak için başarısızlıklara, en doğru yolu bulmak için ara sıra yan yollara sapmaya ihtiyacımız var. Tüm kötülere, tüm hatalara, tüm vazgeçişlere sonsuz teşekkürler.

Hello!

FullSizeRender

Çok uzun süredir tuhaf bir yoğunluğun içinde dalgalanıp durdum. Değil blog yazısı yazmak, bir ara blogum kapanmış onu bile başkalarından öğrendim.

İzmir senin Aydın benim Adana senin Yalova benim koşturup durdum. 1 başıma insan üstü mücadele ederek 25 ay geçirdiğim Aquamatch’ten nihayet Temmuz 2015 itibari ile ayrıldım. Elimin ayağıma dolandığı, artık ne işlere ne kendime yetişemediğim o kabus günler bitmişti.  Dedikoduları hala devam ediyor o ayrı… Reklamın iyisi kötüsü olmaz bir  grup iş insanı kadını 1 aydır arkamdan konuşturuyorum, tabi ben de ego tavan :)

İşsiz geçen 1 ay içinde 3 hafta kadar tatil yaptım, arada İstanbul’a gelip bavul değiştirip yeniden uçtum… Önce Kaş, sonra Mudanya, sonra Konya, Kapadokya derken sevdiklerimle çok güzel zamanlar geçirdim. Ağustos’ta gezilerle dolu bir ay olacak umarım bu sıcaklarda bir yerlerde yığılıp kalmam.

Evdeki internetimi yeniden bağlatıp kendime şöyle en güzelinden bir macbook aldım -eski macbookum cidden eskimiş bu arada.

İkburada ile nasıl bir teşriki mesaim olur bilmiyorum ama kendime şöyle geniş geniş yazacağım bir gezi blogu açmaya karar verdim. Yeme, içme, konaklama falan filan gittiğim gördüğüm yerleri ince ince anlatıp fotoğraflayacağım. Bunu yaparken profesyonel bir destekçim de olacak ki bu şimdilik gizli bilgi :)

İşin özü ki; I’m back! Sahnelerdeyim yeniden! 1 aylık dinlenmiş kafam, içimde biriken bir sürü konu, yeni bir şeyler yapmanın heyecanı ile buralardayım, ne yalan söyleyeyim özlemişim şu kafayı!