Zorunlu BES vs Zorunlu PES

Şimdi bir de başımıza bu çıktı kimse kusura bakmasın ama asgari ücretli işçi karnını doyuramıyor değil yatırım yapmak. Bir çoğumuz bugünü kotarmanın derdindeyiz acı ama gerçek ki kimse 56 yaşından sonra bağlanacak 3 kuruşluk bireysel emeklilik hayalini kurmuyor, kuramıyor. Bu sene sözüm ona asgari ücret iyileştirildi, refah seviyesi yükseldi. Hadi canım oradan 1.300 TL’nin içine asgari geçim indirimini yedirdiniz yetmedi 6. ay artışını da kaldırdınız. Hoooop kepçe kaşık hikayesi sadece dökülenleri toplayarak yine işçiden fazla doydunuz. Hakkını yiyemem işverene de sağlam yük bindi. Şimdi bir de bes deniyor üstelik zorunlu bankaları zengin etmek dışında faydası nedir bilemedim. Elbet gönül ister herkes geçinebileceği paralar kazanıp, geleceğine yatırım yapsın ama sen asgari ücretlinin ayda 50 TL’sini zorunlu yatırıma ayırırsan o iş adamı yorar. 50 lira deyip geçmeyin insanlar ucu ucuna ‘geçinemiyor’ kuruş hesabı yapıyor. Kaldı ki ben de şahsi fikrim bireysel emeklilik yatırımı yapmak istemiyorum. Anadolu kadınıyım ben altın alıyorum belki, sanane kardeşim. Sen firmaları denetle, sigortayı kontrol et. Kim bilir kaç bin sigortasız işçi var, maaşı asgariden ödenenleri saymıyorum bile zira bu türk işverenin dahiyane zekasının ürünü. Beni özel sigortaya, bireysel emekliliğe muhtaç etme, firmaları, göbeğini kaşıyan patronları denetle! Benim işverenim neden ayda 1 milyon TL prim öderken seninki 250 bin TL ödüyor. Yine birilerinin cebi dolarken yine işçi yırtık gömleğe, akşam 8′den sonra pazar çıkmaya mahkum.
2017 itibari ile geçerli olacak BES’e işveren katkısı olmayacak ise işçi zorunlu tutulacak ise sonuna kadar bireysel olarak karşıyım. Şayet çok ağır şartlarda olmayan cayma hakkı olursa hiç düşünmeden cayarım. Ayda 100 TL’mi ya da artık her ne kadar ise kimseyi zengin etmek için atamam bir bilinmeze, gider sushi yerim o paraya.

Haydi kalın sağlıcakla, yakında detaylar açıklanır yine bir bakarız neymiş, ne değilmiş.

Bu arada detaylarını yazma gereği duymadım zira her gazete uzun uzadıya yazdı onlardan farklı bir bilgi bende de yok.

Keser dönünce sap ne oluyordu?

indir
Ne zamandır yazmak isteyip bir türlü kafamı toparlayıp yazamadığım bir konu hakkında bir kaç satır yazmanın nihayet vaktidir.
Geçtiğimiz kış ve ilkbahar ayları bizim için biraz sıkıntılı geçti. En yakın arkadaşım işlemediği bir suçtan dolayı adi bir şekilde yargılandı. Herkesin bildiği gerçekler çarpıtıldı, üstü örtüldü ve bir günah keçisi seçildi. Sonrası bildik hikaye duruşma süreci, insan ne kadar suçsuz olduğunu bilse de zaman zaman aksayan adalet sistemini eehh bir de en büyük öğrenilmiş çaresizliğimiz olan ‘güçlü haklıdır’ felsefesini ne yapsa atamıyor aklından.

Sanık 26 yaşında, çakı gibi mühendis. Doğruluğu, dürüstlüğü bal gibi aşikar. Askerlik öncesi ve sonrası 4 yıla yakın hizmeti var şirkete. Dünyanın öbür ucunda iş var deseler gitmiş. Öyle bir çocuk. Müşteki, sanığa yeni işine girmesi için referans olmuş, beraber bir çok proje yürüttüğü iş arkadaşı, şahit mahkemeye çıkmaya korkan, sanıkla en fazla 3,5 kez bir araya gelmiş başka bir mühendis. Şirket: #aquamatch

Ben çok genç yaşlarda babası tarafından terk edilmiş, büyük zorlukların göbeğine çocuk denecek yaşta atılmış, büyük kayıplar, terk edilişler yaşamış hepsinin sonunda içimdeki gerçek beni bulup hepsini affetmiş bir kadınım. Ama #aquamatch affedilmeyecek. Şunu öğrendim ki insan kendi canı yanınca sineye çekiyor ama sevdiklerinin uğradığı hasarı kaldıramıyor. Onların gözlerinin ışığını söndürenleri sonsuza dek karanlığa gömmek istiyor.

Gerçek hırsızları görmezden gelip, her türlü pisliğin sırtını sıvazlayıp masum bir insanın uykularını kaçırmanın bir bedeli elbette olacaktır. Hiç bir lafım afaki değildir, merak eden varsa (avukatları, şirket sahipleri, ortaklar ya da müdürler) hepsi ile tek başıma karşı karşıya gelecek gücüm de, cesaretim de, kanıtım da var. Ben bir çektiğimizi bilirim bir de biz çekerken gerçek hırsızların sürdüğü sefayı. Şimdi, bu yazı burada dursun. Ben Kasım ayında yapılacak 2. duruşmayı bekliyorum. Benim can parçamın gözünün içindeki ışık bir daha sönerse işte o zamandan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim.
Hep derim yine diyorum insanların incecik çizgileri, zaafları, hassasiyetleri, yumuşak karınları var. Dokunmayın oralara, yanaşmayın, deli damarları okşayın sakın sıçratmayın. Şunu hepiniz bilin ki canı yanan, can yakar. Bu size böyle apaçık, korkusuz, umursamaz kocaman bir selam. Şimdi alın bu selamı ya dosyanıza koyun ve 2.hatayı yapmadan sicilinizi temizleyin ya da halep de arşın da burada, buyurun erler meydanına.

Selamlar
Gülsün