Sahibi yoksa benimdir!

fırat
Çocukken bahçede patlak bir top, sınıfta ucu kırık bir kalem falan bulunca (yani değeri nispeten kaybolmuş) SAHİBİ YOKSA BENİMDİR derdik. Bunu arka arkaya 3 kez söylerdik o sırada sahibi çıkıp benim demezse bizim olurdu. Ben mesela 9 taş oynarken arkadaşlarımın taşını alacağım zaman bile sorardım, bunun sahibi var mı diye! Taş yani bildiğin sokaktaki taş! ama işte öyle üst üste diziliyor ya malum oyunda, engebesiz olması gerek eee bizler Ali Ağaoğlu dönemi çocukları değildik, mahallemizde hiç inşaat olmazdı, taş dediğin şeyi bile bulmak kolay değildi.
Nereden baksanız benim de yaş kemale eriyor 30′u devirdik… :) Yani bizler taşı bile almadan önce sahibi var mı, varsa 9 taş oynayacak mı diye sorardık. Böyle saygılı çocuklar, böyle saygılı bir nesildik. Üstelik hepimiz orta tahsilli ev hanımı annelerin, mahalle çocukları idik. Kimileri beğenmez… Pehh

Şimdi mi? Şimdi utanmasalar gözünden sürmeni çalacak insanoğlu… Benim de az kalsın blogum çalınıyordu. Ne garip değil mi? Bakın neler oldu… : ) Okumaya devam et

Yaratıcılık demişken;

Geçtiğimiz Cuma akşamı Maslak’ta Fun Ofis’in Psikolog Sibel Karamaraş tarafından verilen Hayal Gücü ve Yaratıcılık Atölyesinde idim.

O günden bu yana konu hala aklımda desem yalan olmaz. Netice itibari ile yaptığımız iş her ne olursa olsun içine hayal gücümüzü, yaratıcılığımızı kattığımız zaman illa ki sonuç farklı olacaktır. Ne geliyor mesela aklımıza benim aklıma 3,5 basit örnek hemen geliverdi.

uzay mekiğim

Okumaya devam et

Üzgünüz aradığınız beyine şu anda ulaşılamıyor.

brain
Ben çocukken annemin ya da ablamın hiç olumlamaya, pozitif enerjiye falan ihtiyaç duyduklarını hatırlamam.
Herkesin rutin bir hayatı vardı ve hayat akardı. Belki zaman zaman ay sonu denk gelmezdi, ne bileyim ufak tefek olağan sıkıntılar yaşardık ve geçerdi. Yani bu insanlığın ve hayatın geneli idi size, bize, ona, buna özel bir durum değildi.

İşe gider, çalışır, akşam olur eve gelinirdi. Babalar ellerinde bilgisayarlar ile gelmezdi, eve gelince de şayet çok önemli bir şey yaşanmadı ise işyerinden, işlerden, iş arkadaşlarından bahsedilmezdi bile. Okumaya devam et

Hep karanlık, hep karanlık

Umut, umut peki tamam ama nereye kadar?

Yine siyah takım elbiseler, yine akışı değişmiş haber bültenleri, kapkara kravatlar, makyajsız spikerler.

Hiç iyi günlerin içinde değiliz ve bu kara günler daha ne kadar devam edecek bilmiyoruz. Temennimiz bir anca önce bitmesi ama ben bu aralar bu karamsar ruh halimden arınamıyorum. Okumaya devam et

CV Fotoğraflarında Selfie Devri Başladı

İK departmanları, özellikle yaratıcılık, üretkenlik ve güçlü iletişim yeteneği gerektiren sektörlerde artık klasik yöntemlerle hazırlanmış CV’ler yerine özgün ve fark yaratan örneklere odaklanıyor.

Eskiden takım elbiseler, özenle seçilmiş iş kıyafetleri ile dik durup başımızı hafif yana eğerek çektirdiğimiz vesikalık fotoğrafların yerini şimdilerde Selfie’ler almaya başladı.

Dozunu Kaçırmadan

İşveren Selfie CV’lere yeşil ışık yaktı, ancak CV’niz için kullanacağınız Selfie’nin de ufak tefek kuralları olmalı değil mi?

•    CV’niz için Selfie’nizi çekerken kolunuzun fotoğrafın dışında kalmasına dikkat edin. Selfie çubuğunu aklınızdan bile geçirmeyin. Okumaya devam et

#flokambalaj işe alım fiyaskosu, fiyaskonun dibi

Bunu hep söylüyorum belli ki yinelemenin zamanı gelmiş. Karşınıza çıkan kum mu, kireç mi, kaya mı bilemezsiniz? Ben kayayım sapladığınız zaman bana bir şey olmaz ama siz en iyi ihtimalle 2 parçaya bölünürsünüz.

Bunu hatırlaması gerekenler alsın hatırlasın, unutmaya başladıklarını hissettikleri anda açıp tekrar okusun!

Şu an inanılmaz öfkeliyim, FLOK AMBALAJ ile yaptığım muhteşem kötü mülakat deneyimlerimi yazacağım size.. Ama insaflı davranıp 2 iş günü bekleyeceğim, eğer yazılı bir özür maili atarlarsa onları affedip çok uzatmayacağım eğer bunu yapmazlarsa hilafsız bütün yerli-yabancı gıda firmalarına, müşterilerine ve potansiyel müşterilerine adayı nasıl karşıladıkları, nasıl ağırladıkları ve nasıl uğurladıklarını hiç üşenmeden anlatacağım. Takdir onların olacak. Okumaya devam et