Kendime Mektup

Processed with Moldiv

Düşe kalka, ağlaya güle geride kalan koskoca 32 sene…

İçinde büyük mutluluklar, büyük acılar, tutkulu aşklar, nefes kesen terk edilişler olan upuzun bir serüven…

Bu sabah saat 05:00′de uyandım alarmın çalmasına 1 saat 20 dakika vardı ama uykum açılmıştı, kalkıp balkona çıktım kar kokusunu içime çektim, 6 Ocak’ta gelen karın hediyelerin en ilahisi olduğunu iliklerime kadar hissetmek için bir süre öylece durdum.

Yeniden yatağa girmek o sıcaklık, sabahın 3′nde koynuma giren annemin varlığı şükür sebebimdi. Sessizce uykusunun içinde doğum günümü kutladı, iyi ki doğurmuşum seni dedi.. Ben ise o anda 32 yaş sendromuna doğru ılık ılık akıyordum.

Gözlerimi kapatınca şu anda sevmeye çok yakın olduğum o adam geldi gözlerimin önüne… Uykusunun içinde gülümseyen hali aklıma gelince ben de güldüm. Sıcaklığı sardı bir anda ruhumu bir kaç saniye iyi hissettim kendimi.. Yeni yaşımda en büyük dilekleriminden biri de o…

Sonra işimi, kariyerimi düşündüm son 7-8 senedir hırslarıma, tutkuma, başarma aşkıma kurban ettiğim mutluluklarımı düşündüm, üzüldüm. Değer miydi dedim? Ne evet diyebildim ne de hayır..

Babamı düşündüm acaba dedim daha iyi bir baba ile daha az mücadeleli bir ömür mü dedim? Düşündüm gözlerimi kapadım, babam gözlerimin önüne geldi ve baba olarak ondan başkasını geçiremedim aklımdan. Ne bileyim kötüydü, sevemedi beni ama ondan başka bir adamı baba diye getiremedim gözümün önüne.

Yeğenimi düşündüm, ne tuhaf bir gündü hayatıma girdiği gün, tam 20 yaş var aramızda. Hastane odasında minicik bir beşikte yatarken tuttum elini, annesinin, ablamın, can parçamın karnından çıkalı dakikalar olmuştu henüz… Minicik eldivenlerini çıkarıp kibrit çöpü gibi parmaklarını avuçlarıma aldım, ruhum ısındı, kalbim ışıdı, aşık olmuştum.

İlk sevgilim düştü aklıma Bahariye’de bir bankta oturmuş onu bekliyordum buz gibi bir Şubat! Üstümde çingene pembe montum -bilenler bilir :) yanıma oturdu Gülsün Müftügil dedi… İçime  dokunan o ses. Yıl 2005! Sevdim, üzdüm, sevildim, aldattım o beni hiç üzmedi ta ki bir tokat gibi terk edene kadar.. Pişman değilim iyi ki sevdim, iyi ki gittin.

Dostlarımı düşündüm, ihmal ettiklerimi, özlediklerimi, yarı yolda bıraktıklarımı, beni yarı yolda bırakanları… İpek mesela anne oldu arayıp soramadım bile.. Hayırsızım çünkü.. Nilüfer 2 gündür arıyor dönemiyorum bile aramalarına.. Serhat mesela neyse ki o hep yakınımda zira onsuz bir hayat düşünemiyorum. Bir de Derya var yazmasam bozulur, kıskanır ama bilir ki onsuz da bir hayat düşünemem.

Dayımı düşündüm en nihayetinde tam karşı odamda uyuyordu, orada olduğunu bilmek güç veriyor. Biliyorum ki nefes aldığı sürece benim sırtım yere gelmez. O benim hayatımın açık ara en kıymetli varlığı…

Ve en sonunda kendimi düşündüm; Bu sene dedim, 32 yaşında lütfen kendini daha az yor, sevdiklerine ve kendine daha çok zaman ayır. Etrafını dinlediğin kadar kendini de dinle hatta en çok kendini dinle. Derdini, sıkıntını küçümseme… Etrafına ışık vermekse senin bu hayattaki en büyük emelin önce o ışığa sahip çık, koru, kolla. Senin sana ihtiyacın var Gülsün! Kariyerine, paraya, pula değil! Yüreğine yönel bu sene, önceliğin sen ol, kılavuzun kalbin olsun.