Hayat bazen hiç hayat gibi değil! Oysa adın ne güzel ‘Hayat’

Hayat çok zor(!)

Çok yoğunuz – Bir işimize ve kazancımız olduğu için çok şanslıyız

Çok yorgunuz ve ailemize zaman ayıramıyoruz – Hayatta ve bizimle olan bir ailemiz olduğu için çok şanslıyız

Bu sene istediğimiz gibi tatil yapamadık – Tatil yapmayı düşünecek kadar tasasızız

Çok sevdiğimiz ayakkabının istediğimiz numarası kalmamış – Ayakkabı giyecek ayaklarımız var

Geçen yıl aldığımız elbiseye sığamıyoruz – Yiyecek yemek bulabildiğimiz için çok şanslıyız

Arkadaşımız doğum günümüzü unuttu – Etrafımızda dostlarımız var

Sevgilimizle kavga ettik – Sevgiyle atan kalplerimiz var

Bu örnekler o kadar çok ki… En nefret ettiğim şeydir Polyannacılık oynamak. Ama sanırım artık hayatın bize sunduğu güzelliklerin farkına varmak gerek. Öfke, itiraz, hırs, ihtiras yerini artık teşekküre ve şükre bırakmalı. Hayat bazen çok acımasız, hayat bazen çok gerçek! Hayat bazen hiç hayat gibi değil!

Neden mi? Tıklayın nedenin üstüne ve görün!

 

 

 

Hemşerim senin sürüm kaç?

Bundan herhalde 1 ay kadar önce IOS 7 sürümünü paylaştı Apple.. Maşallah hepimiz elimizde telefonlar, ipadlar hacı yolu bekler gibi güncellemeyi bekledik. Saat 20:00 olduğu an kimbilir kaç milyon insanın sağ elinin işaret parmağı harekete geçti. (Bu arada dokunmatik ekranlara bin şükür yoksa yeni nesil baş parmağı 20 cm olarak ölecekti)  Zaten birkaç gün önceden gerekli hazırlık, yedekleme işlemi yapılmıştı. Hepimiz akıllı telefonlarımızı güncelledik. Yeni zil sesleri, değişen ikonlar, tuş kilidi yenilikleri vs…

Yeni sürüm yayınlanır güncelleriz, yeni bir film çıkar izleriz, yeni bir ayakkabı moda olur alırız. Her şeyi bu kadar güncellemeye meraklı insanlar olarak kendimizi neden hiç güncellemiyoruz.

Bazı insanların mevcut sürümlerinin üstüne en az 5 yeni sürüm yayınlanmış ama arkadaşın hiç umrunda değil. Kendini yenilememeyi klasiklik olarak görüyor. ‘Biz hep böyle yapıyoruz’ en çok kurdukları cümle oluyor. Tamam kardeşim hep böyle yapıyorsun da yok mu bunun daha yeni, daha pratik, daha verimli bir yolu. Özellikle bizim mesleğin işe alım ve sigorta, ücret yönetimi kısmında çalışanlarda bu durum çok sık görülmekte. Hala 20 sene öncenin yöntemleri ile işe alımlar, güncellenmemiş kanun bilgileri ve bitmek bilmez ahkamları.

Haydi en az akıllı telefonlarımız kadar akıllı olalım ve biraz zaman ayırıp son sürüme geçelim.

Eğitimler, seminerler, bloglar, kitaplar, düzenli yayınlanan dergiler, bilgili ve güncel insanlarla iletişim hepimiz için faydalı yöntemler olacaktır.

 

Vakit alarmları kurma vaktidir…

Yılın son aylarında onca yoğunluğun arasında hepimize bir nev-i baş ağrısından ölürken cepten çıkan apranax gibi geldi 9 gün tatil. Geçen hafta Cuma günü hepimiz yoğunluktan parçalandık ama önümüzdeki uzun tatil bizlere dayanma gücü verdi.

Öyle böyle derken tatil geldi. 9 güne bayramlaşmayı, dinlenmeyi ve kısa da olsa bir tatili sığdırdım. 4 günlük Batı Karadeniz Turu ilaç gibi geldi. Tatil dönüşü daha haftasonu, 2 günümüz var diye sevinirken bir de baktık ki Pazar akşamı gelip çattı. Artık kaçış yok, bu gece alarmları kurma vaktidir. Özellikle İstanbul’da yaşayanları yarın muhteşem bir trafik bekliyor. Ekim ayının son haftası işbaşı yapacağımızı düşünürsek yıl sonuna epey yaklaştık. Artık önümüzde bayram seyran da yok, kesintisiz çalışma günlerine hazırlamalıyız bünyeyi.

Hepimize bol şans, enerji, denge dilerim.

Giden 9 güne ise diyecek aşağıdaki şarkı dışında pek bir diyeceğim yok :)

http://www.youtube.com/watch?v=BTGPu5eNhi4

Merhaba Bayram! Hoşgeldin

Nerede o eski bayramlar diyebilecek kadar büyümedim henüz… çok şükür ki :)

Ama günümüzde yaşananlardan daha keyifli bayramlar yaşamadım değil.

Az önce Facebook zaman tünelimde Barış Manço’nun Bugün Bayram videsonu paylaştım rahmetli anneannemi anarak. Bayramlar çocukluğumuzda daha güzeldi. Sabah erkenden kalkardım, daha yüzümü gözümü yıkamadan bayramlıklarımı giyer evin salonuna öyle geçerdim. Bayram sabahlarını bir nevi İngiliz asilzadeleri gibi yaşardım. Ayağımda kuvvetle muhtemel rugan ayakkabılarımla kahvaltı ederdim. Bir kurban bayramında bizimkiler kurban kesmeye heves etti. Babam aldı bir koyunu eve getirdi. Kapıyı bir açtık babam yanında koyun. Koyun evin sahibi gibi odadın ortasından salına salına yürüyüp balkona alındı. Dev köpeğimiz Manço’nun koyunun geçisine bakışını gün gibi hatırlardım. Köpeğin bile nutku tutulmuştu. İşin asıl komik tarafı bayrama daha 1 ay falan var. Zeki babam koyunu son bir ay kendi besleyip büyütcekti. İstanbul’un göbeğinde sıkış tepiş yüksek binaların arasında balkonda meleyen bir koyun!

Odam balkonla yanyanaydı. Önceleri benim için çok keyifliydi. Ama bir süre sonra bu sevimli tüylü hayvancığın melemesi ve onun bir kaç hafta sonra kesileceğini bilmek tahammül edilemez olmaya başlamıştı. Sokaktan eve gelirken ot toplayıp yediriyordum. Sonra bir gün nasıl yani bu hayvan kesilince daha çok et yiyelim diye mi bunu besliyoruz sorusunu sorusu beynime saplandı. Ağlaya zırlaya gönderdik koyunu evden. Sonra da hiç sormadım kesilen koyun o muydu, değil miydi diye… Bu da böyle bir kurban bayramı anımdır 10 yaşıma dair. Üstünden 20 sene geçmiş.

Bayramınız bayram olsun. Yüzünüzden gülümseme, yanınızdan sevdikleriniz hiç eksik olmasın. Gönlünüz, ruhunuz ışıl ışıl ışıldasın. En güzel bayramlara hep beraber..

Bu Blog PERYÖN İK Blog Yarışması’nda Yarışıyor!

Geçenlerde yazdığım gibi artık bizim de bir Oscarımız var. Peryön bu sene bir ilke imza attı ve dilerim ki bu ilk yıllar içinde bir İK, bir Peryön klasiği halini alacak. Bu sene ödül alamasak da seneye ödül almak için hep daha çok çalışacağız. Daha kaliteli içerik üretmek için var gücümüzle ilerleyeceğiz. Mesleğimiz ve bloggerlığımız adına yepyeni bir hedef koymuş olacak önümüze.

Bu sene yaklaşık 20 kişinin yarıştığı bu platforma devam eden senelerde belki yüzler yarışacak. Kim kazansa biz kazanacağız, mesleğimize olan tutkumuz kazanacak. Hepimize bol şans! Ödül kimlerin olursa olsun o ödülü tüm bloggerlar adına havaya kaldıracağına şüphem yok. Sizler de oy kullanmak ve heyecanımıza ortak olmak isterseniz buyurun aşağıdaki link sizi bekler :)

http://www.peryonkongre.com/ik-blog-odulleri/blog_oylama.html

Parçalandım ve her bir parçamı ayrı yere bıraktım

Parçalandım ve her bir parçamı ayrı yere bıraktım;

Biri proje departmanında

Biri mali işlerde

Bir diğeri idari işlerde

Kısaca her bir yerdeyim.

Mesai saatlerim ne ara bu kadar uzadı, ben ne ara işimi planlayamaz oldum hatırlamıyorum. Esnek çalışma saatleri ve esnek çalışma mekanları hayatımın tam ortasına düştü. Ofis olur, yatak olur, yemek masası olur her an her yerde aklımda iş, elimde iş.

Sakın yanlış anlamayın bu yazdıklarım kati surette onayladığım ve doğru bulduğum şeyler değil. Bunlar zaman içinde tahammülü ve verimi yok eden olgular. 7/24 online işgücü olmak bir insanın kendine,şirketine ve kariyerine vereceği kocaman zarar dışında hiç bir fayda sağlamaz.  En kısa sürede mesai saatlerimizi düzene koymalı ve yeniden nefes almalıyız. Şimdi küçük molalarla iş hayatımızın psikolojini toparlamazsak birkaç yıl sonra hayat bize ciddi molalar verdirecek.

Haydi şimdi kalkıp parçalarımızı toplayıp, yeniden bir araya getirelim. Yoksa bu gidişin sonu iyi değil.

İK’ nın da bir Oscar’ı var artık! PERYÖN

Evet şaka gibi biz İK’cıların bir ödül töreni olacak. Üstelik çok kısa bir süre sonra. Bir nev-i Best Model bir nev-i Oscar bir nev-i Altın Portakal :) Çok afilli, çok şeker, çok tatlı bir karın ağrısı süreci yaşatacak bizlere.. Kim kazansa çok sevineceğim, çünkü bildiğim, okuduğum neredeyse tüm ik bloglarının yazarları ile zaman içinde arkadaş olmayı, ilişki kurmayı, arada görünmez, kopmaz gönül bağları kurmayı başardık biz. Birbirimizden beslendik, besledik, beraber öğrenip, geliştik. Biz birilerinden öğrendik, peşimizden gelenlere öğretmeyi hedefledik. Kim kazansa, kazanan biz olacağız.

Bir yandan da işin o kadar içinde olmamıza rağmen kimbilir bizler de ne gizli kalmış, kaç yeni blog ve blogger arkadaşımızdan haberdar olacağız bu sayede.

Bol katılımlı, bol eğlenceli, bol alkışlı bir ödül töreninde görüşmek üzere :)

Detaylar İçin;

http://www.peryonkongre.com/ik-blog-odulleri/

Sonrası iyilik güzellik

Bu sabah alarmsız uyanmanın verdiği sonsuz huzurla açtım gözlerimi.. Bir anda soğuyan havadan gece pencereleri ve kalın, kahverengi perdeleri sıkı sıkı kapamıştım ama yalancı kış güneşi kendine sızacak bir delik bulmuştu.

Haftaiçi ofise gideceğim zamanlarda 6:00′da uyanıyorum fakat  bu aralarhemen her hafta Aydın’a fabrikaya gittiğim için bugünlerde 5:00′da hayata başlamak zorunda kalıyorum.

Cumartesinin huzurundan mıdır bilmem bu sabah uyanırken dilimde şu dizeler vardı;

”Şimdi sen kalkıp gidiyorun. Git

Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.”

Cema Süreya’nın bu çok sevdiğim şiiri ‘Sonrası İyilik Güzellik’ diye noktalanır. Düşündüm de hakikaten sonrası iyilik güzellik.

Korkunç bir kavga içindeyiz. Herkes birbiri ile kavga halinde. Okumaya devam et