Yine Yeniden Yeni Yıl

 

Yazıyı yazmadan önce birkaç defa yazdım yazdım sildim.  2012′de neler yaşadık, neler kazandık, neler kaybettik bunları sorgulamak ne kadar fayda sağlar bilmemekle beraber sanırım artık bunu konuşmak için biraz geç. Hayatımda pek yaşandı bitti bir insan olmadım, olmayı tercih de etmedim. Sormayı, sorgulamayı sevdim. Yılın bu son gününde geriye bakmadan sadece nerede hata yaptık, nerelerde nihayet istikrarı sağladık bunları bir düşünme taraftarıyım.

Fakat her şeye rağmen sevabıyla, günahıyla bu yıl bitti. Yeni yıl her yıl olduğu gibi yine yep yeni umutlarla kapıya dayandı. Bu yıl ne olur,  neler yaşanır bilmiyoruz ama umarım planladığınıza en yakın şekilde gelişir. Sağlık başta olmak üzere huzur, mutluluk, başarı, bolluk, bereket peşinizi hiç bırakmasın.  Kariyerinizle ilgili en sağlam adımları atın, yıllardır hayalini kurduğunuz firmaya geçiş yapın, şahane zamlar, şahane terfiler alın. Alın terinizin son damlasına kadar karşılığını aldığınız, kimsenin hakkınızı yemediği, kimsenin hakkını yemediğini bir yıl olsun.

Sevdiğiniz kimseleri kaybetmediğiniz, güvendiğiniz dağlara karların yağmadığı, uzakta ki sevdiklerinize kavuştuğunuz ve hiç ayrılmadığız bir yıl olsun.

Katılmak istediğiniz tüm etkinliklere katılabildiğiniz, dostlarınızla uzun keyifli sohbetler yaptığınız, en sevdiğiniz şarkıcının konserinde sesiniz kısılana kadar şarkı söylediğiniz, en sevdiğiniz filmin tüm Oscarları topladığı bir yıl olsun.

2013 yıllardır bacağını kırmayı beklediğiniz şeytanın bacağının nihayet kırdığınız muhteşem bir yıl olsun.

Sevgiler…

Güzel Bir Şeyler Yapalım

Kışın doğmuş olmakla beraber kış mevsimine ölüp bitmem. Üşümek ciddi anlamda sinirlerimi bozar. Kışa dair sevdiğim 3,5 nadide şey vardır ki ama tadına doyum olmaz. Boza, salep, kışlık kıyafetler,radyatörün önünde ki minderde kitap okurken uyuklamak ve tiyatroya gitmek. Evet tiyatro sadece kışın gerçekleşen bir organizasyon değil ama özel tiyatrolar harici yazın tiyatro olmaz, oyun olmaz.

Çocukluktan annemden bana miras kalacak en sevdiğim alışkanlıklarımdan biridir tiyatroya gitmek. Eskiden Fatih’te Reşat Nuri Sahnesinde saat 11′de oynanan tüm çocuk oyunlarına götürürdü beni. Çıkışta Vefa’da boza ısmarlardı. Anne tertibi işte çantasına poşetle çay kaşığı koyardı her defasında dilimi uzatıp bardağı yalıyor olmam eminim ki kadıncağızı epeyce utandırıyordu. Karşıda ki kuruyemişçiden de taze kavrulmuş leblebiyi aldık mı değmeyin keyfime. Bazen oyundan çıkan tiyatrocular da orada olurdu. 10 dakika önce sahnede izlediğin adamın karşında boza içmesi üstüne sana bir de göz kırpması. O anda kendimi Afife Jale sanmaman için bir tane bile sebep yoktu inanın. Daha sonra hep sevdim tiyatroyu, hep iyi şeyler hissettirdi bana, gönül gözümü açtı, ufkumu genişletti. AKM’de ilk kez Cyrano de Bergerac izlediğim gün gişede ki abinin son dakikada oyuna bilet arayan anne kıza ‘son 2 kişilik yerimiz ama kısmen sahneyi görüyor’ dediği gün salona girince yer göstericinin bizi en önde sahneyi en iyi gören koltuğa oturtması… O gün tiyatoronun çok kutsal bir şey olduğunu bir kez daha öğrendim ve orada çalışan herkesin özel olduğunu anladım. Yer gösterenden, gişe memuruna. Bizi AKM’siz bırakanlara selam olsun!

Hala düzenli olarak devam ediyorum tiyatoroya gitmeye. Özellikle Küçük Sahne’de ki oyunları kaçırmamaya çalışıyorum. Kenter Tiyatrosu’nda yine çok özel şeyler hissediyorum. Konuyu daha çok dağıtmadan ”tiyatroya gitsek ya” diyorum. Hakikaten iletişime çokça katkısı olduğunu düşünüyorum. Sanatların en güzellerinden tiyatroya sadece kendiniz gitmekle kalmayıp yeni yılın ilk ayında çalışanlarınızın da katılacağı bir tiyatro organizasyonu düzenleyin. Hatta ilk birkaç öneri benden olsun. Bu arada oldukça da ucuz!

Kenter Tiyatrosu –  Zorla Güzelllik

Gönül Ülkü/Gazanfer Özcan Sahnesi – Küçük Adam Ne Oldu Sana

İkinci Kat – Yalnızlar Kulübü

Devlet Tiyatroları – Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni

Devlet Tiyatroları – Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk

Devlet Tiyatroları – Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını

Devlet Tiyatroları – Fosforlu Cevriye

Şehir Tiyatroları – İntiharın Genel Provası

Şehir Tiyatroları – Kadınlar, Savaş, Komedi

Şehir Tiyatroları – Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Hala tiyatro izleyen geniş bir kitle var ve özellikle Kenter’ler bir çok oyunu kapalı gişe oynuyor. Mümkünse 1 ay önce toplu biletlerinizi alın. Özel tiyatrolar da dahil olmak üzere hepsinin toplu alımlara indirimi var. Onun dışında ise Şehir Tiyatrolarında biletler 7,00 TL ile 14,00 TL arasında değişiyor. (Müzikli oyunlar dahil.)  Devlet tiyatrolarında fiyatlar 6,00 TL ile 10,00 TL iken Özel Tiyatrolarda ise fiyatlar ortalama 20,00 TL ve 50,00 TL arasında değişebiliyor.

O zaman haydi kış sezonuyla PERDE

 

 

 

2012 artık bitsen nasıl olur?

Blog üzerinde değişiklikler yapıyorum bugünlerde ki bunu zaten fark ediyorsunuz. Okuyuculardan birkaç menfi geri dönüş oldu. Sağolsunlar, takip ediliyor önemsenip fikirlerin paylaşıyor olması beni çok mutlu ediyor. Ama şimdilik temayı değiştirmeyi düşünmüyorum. Biraz daha özelleştirip, güzelleştirerek bir süre bu tema ile devam edeceğim. Sizin de zamanla gözünüz alışır :)

Bugün oldukça keyifsiz bir gün olarak başladı, öyle devam ediyorum ama öyle sona ermeyecek. Bir gün Banu Çakar’la  telefonda konuşurken 2012′yi evrene hediye ettiğimden bahsetmiştim. Yıl ne yazık ki kötü başladı. Daha ilk ayından zorunlu ayrılıklar, iş değişiklikleri, ters döngüler derken beni oldukça yordu. Yıl ortasında yine gereksiz değişiklikler, sonbaharda yine kopuşlar derken Gülsün çok yoruldu, gerildi. Bu ayın başında hayatımla ilgili yine ciddi kararlar vermek zorunda kaldığım günler yaşadım. Bugün kariyer.net üzerinde cv taraması yaparken gördüğüm bir manzara bana 2012′nin son şokunu ve  son kazığını attı. 2012′nin son kazığı olduğuna nasıl eminsin daha neredeyse 1 hafta var derseniz şayet, benim için 2012 yılı bu gece itibari ile son buluyor. Yarın 2012 yılını ve yılın başı ve sonunda yediğim kazıkları bir çuvala bağlayıp noel babanın geyiklerinin boynuzlarına takıyorum. Bir yerlere uçarken okyanus sularına bıraksınlar bir zahmet. Okumaya devam et

Uzmanlaşan 1, Uzmanlaşmayan 1000 Pişman!

Geçenlerde arkadaşla konuşurken iş döndü dolaştı ‘iş  yaşamı’na geldi. Neler yapıyoruz, aslında neler yapmak istiyoruz, gücümüzün ne kadarını kullanıyoruz, bazı zamanlarda gücümüzü nasıl ikiye katlamak zorunda kalıyoruz derken konu ‘uzmanlaşmak’ denen mevzunun ne kadar can sıkıcı bir konu olduğu ortaya çıktı. Uzmanlaştıkça kahrolası rutin çevrende gözle görülmez, yıkılmaz duvarlar örüyor. Zihinde ki amatör ruhu öldürmeden rutine boyun eğmeden uzmanlaşmak mümkün mü dediğimde baktım Serdar’ın konu hakkında serzenişi bol fikirleri mevcut… Hadi o zaman dedim yaz, sitede yayınlayalım. Bakalım insanlar ne düşünüyor bu konuda;

Yazının sahibi Serdar Gülmez, Eskişehir doğumlu. Eğitimine Bursa Fen Lisesi ardından İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi, İmalat Mühendisliği bölümü ile devam etti. Mezun olduktan sonra üretimin içinde olmak yerine uzun süre Proje Mühendisi olarak görev aldı, Tübitak destekli bir çok projenin koordinasyonunu sağladı.  Bir  yıl  Ford Otosan’ da İmalat Mühendisi olarak çalıştıktan sonra şimdi yine Ford’da Proje Yönetimi Mühendisi olarak çalışmaya devam ediyor. Kendisine yazı için teşekkür ediyor ve fikirlerini sizinle paylaşıyorum. Okumaya devam et

Monster Türkiye Kapanıyor!

1994 yılında Amerika’da kurulan ilan ve kariyer sitesi Monster, 2008 yılından bu yana Türkiye’de de profesyonellerin hizmetindeydi. Ne yazık ki yer aldığım kurumlarda işveren tarafında aktif kullanıcı olamadım. Genel olarak alt yapısını, sayfa görsellerini beğendiğim bir siteydi.  Geçen yıl webrazzi ödüllerine de aday olan Monster 28 Aralık 2012 tarihi itibari ile Türkiye pazarından çekiliyor olduğunu duyurdu. Muhtemelen sayfayı tıklayınca direkt global sayfaya bağlanacak. Bu durumu ise şu şekilde paylamış;

Sayın Site Kullanıcısı,

Monster Türkiye Web Sitesi 28 Aralık 2012 tarihinde kapatılacak ve tamamıyla hizmet dışı kalacaktır. Gizlilik politikamız gereği tüm kişisel ve özgeçmiş bilgileriniz eş zamanlı olarak Monster veritabanından silinecek ve ulaşılamıyor olacaktır. Bu zamana kadar sitemize göstermiş olduğunuz güven ve ilgi için teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,

Monster Recruitment İnsan Kaynakları ve Danışmanlık Ltd Şti.

 

 

Beyin yiyicilerden misiniz?

Masaya boşları toplamaya gelen garson kızdan hesabı istediğimizde masadan bir bardak bile almadan hesap getirmeye gitmesi…. Boş gitme kızım al şu ekmeği götür-Bir anne atasözü

Eve girerken posta kutusunu kontrol edip, aidat listesine bir göz atmak…. Kontrol etmekten zarar gelmez biri alır, fatura kaybolur-Bir baba atasözü

Bebeğim evin anahtarlarını kendi anahtarlığına tak… Çanta değiştikçe unutuyorsun salak- Bir sevgili atasözü

Önce maillerini kontrol etseydin bu konunun çözülüğünü görürdün… Seni aldık ama sen salak çıktın- Bir yönetici atasözü

Ben tüm bilgileri detaylı olarak cv’mde yazdım… Gerizekalı ik’cı önce bir cv okusaydın- Bir aday atasözü

 

Özünde çok iyi vs insan olarak çok iyi

O kadar çok duyuyorum ki bu iki saçma, şaşma cümlemsi şeyleri ve her defasında da acaba hayatının bir bölümünü insan dışı bir canlı olarak mı geçirdi diye düşünüyorum. Hani insan olarak çok iyi de demek ki diğer kimlikte pek iyi değil! Hepimiz eminim iş hayatında defalarca kez duyduk bunları. İnsan olarak çok iyi ama …………………………… diye devam eden cümlelerin hiç ama hiç birini samimi bulmuyorum. İnsan ya iyidir ya kötüdür. Pek tabi belli konularda daha iyi olabilir ama bir tarafın siyah bir tarafın beyaz olduğu durumları kabul etmiyorum. İyi çalışmayan, görev ve sorumluluklarını gerektiği gibi yerine getirmeyen insanları savunurken özünde çok iyi diye bir cümle kurulamaz. İyi insan kaliteli kişilik hayatın her alanında iyi olmayı başarabilen insandır en azından bunun için hissedilir çaba sarfeden.

Son zamanlarda buna benzer olayları çok fazla yaşıyorum. Ne yazık ki şu dönem çok fazla yarım iş var etrafımda. Düzgün devredilmeyen işler, zamanında yapılmamış ya da yanlış yapılmış işler… Ve tüm bu insanlar özünde çok iyi olmakla ve insan olarak çok iyi olmakla savunuluyor. Özünde iyi insan arkasından gelen insana bunca sıkıntı yaşatmaz. Hayır ne özünde ne sözünde iyi değilsiniz.

Bu da böyle günün atarıydı.

Sevgiler.

Şakalı, Komikli, Serzenişli ik blogu!

Geçtiğimiz haftalarda yazdığım bir yazıya yorum yaptıktan sonra tanıdığım bunca zamandır keşfetmediğim için kendime kızdığım ‘komik bi ik blogu’ buldum. Adı Coco! Kimdir, nedir bilmiorum. Hatun kişi olduğunu biliyorum, acıklı bir hikayesi olduğunu biliyorum, hayatı gereğinden fazla ciddiye almadığını biliyorum bir de outsource olduğunu. Daha ne bilmem gerekiyordu diye düşünmedim değil yazarken.  Blogspot üzerinde yazdıklarını paylaşıyor. 1 cümleyi dahi postlayabiliyor. Bunu ekstra sevdim belli ki bloggerlığı görev bilinci ile değil hobi olarak yapıyor. Bu da kesinlikle çok daha keyifli bir durum. Özellikle plaza dili ve edebiyatı yazıları ciddi eğlendiriyor beni. Okumaya devam et

Danışma Kurulu 2

Dün paylaştığım yazımda bugün Peryön İnsan Yönetimi Kongresi 2013 zirvesinin ilk danışma kurulu toplantısındaydım. Kısacık bir rötarla da olsa sabah erken saatte blogger arkadaşım Sevim Demirel ile beraber oradaydık.  Başta Oğuz Bey ve Özlem Hanım olmak üzere yaklaşık 30-40 kişilik bir grup oradaydık. Sabah erken saatte programlanmış bir toplantı olması sebebiyle çoğunluk henüz kahvaltı ediyordu. Bu arada bu detayı da atlamak istemiyorum. Her şey en ince ayrıntıya kadar düşünülmüştü. Sıcak simitlerimiz bile.

Toplam 6 masaydık. Yiğit Oğuz Duman ve Özlem Hanım’ın kısa açılış konuşmasının ardından masalarda ekip çalışmasına başlandı. Ben 3. masadaydım. Takım arkadaşlarım;

Eczacıbaşı Girişim’den Eylem Özgür

Ford Otosan’dan Pınar Başkurt

Turkcell Akademi’den Esra Ramazanoğulları

Towers Watson’dan Gözde Turan

Secret CV’den Ebru Kunter

Sevim ve ben olmak üzere 7 kişilik bir ekiptik ve pek tabi ki dernekten bir arkadaşımız da dahil oldu görüşme süresince. Yaklaşık 2 saatlik çalışmanın ardından 6 masanın her birinden birer ekip sözcüsü masada konuşulanlar diğer profesyonellerle paylaşıldı. 1,2,3 derken masada ki ortak cümle ‘aklın yolu bir’ oldu. Farklı cümlelerle çok benzer konular konuşulmuştu.  Neler konuştuk diye kısaca bahsetmek istiyorum.

Masada ki ilk konu şuydu…

Kongrenin en az yarım gününü mutlaka tepe yönetime, genel müdürlere, CEO, CFO standardına profesyonellere ayırmak gerekiyordu. Öncelikle ‘patron’larımızın İK’nın ne yaptığını, varlığının önemini, yokluğunun ne gibi aksaklıklara yol açacağını fark ettirmeli.

*** Yönetim İK’dan ne anlıyor, ne bekliyor?

Hepimizin hem fikir olduğu bir diğer konu HR PR! İk kendini pazarlayamıyor çünkü biz görünmeyeni satmaya çalışıyoruz. Çünkü biz bir çok yönetime göre sadece masraf yaratan bir departmanız.

*** Ik yöneticilerinin marketing biliyor ve uyguluyor olabilmesi.

Özellikle son bir kaç yıldır gündemde olan teknoloji. Bu konuda İpek Hanım’ın çok doğru bir tespiti var. Çalışana dokunmak, yüreğinle hareket etmek diyoruz ama teknolojiyi etkin kullanmayarak aslında bilinçsizce çalışana dokunacağımız zamandan çalıyoruz, farkında değiliz. Teknolojiye artık kaçınılmaz.

*** Yazılım ve ERP konularını neden sadece bordrolama alanında kullanıyoruz. İk’da da çalışana daha çok zaman ayırabilmek adına kesinlikle teknolojinin yardımına ihtiyacımız var.

Ik ve sosyal medya. Sosyal medya konusunda kim neler yapıyor. Yenilikçi uygulamaları hepimizi öğrenmek istiyoruz ama hiç birimiz bu konuşmaların ya da panellerin kurum reklamı havasında geçmesine tahammül edemiyoruz.

*** Sosyal medya kullanımda uluslararası mecradan bir katılımcının olması konusunda çoğunluk hem fikir.

*** Yine ve yine kuşakların konuşulması gerekliliği düşünüldü. x ve y kuşaklarının bir arada olduğu, konuşulduğu bir panel fikri masada konuşulan konular arasındaydı.

*** Yetenek yönetimi her yılın lokomotif konusu olmaya devam edecek.

Bugün çoğunlukla konuşulan konular bunlardı. Çok kaliteli, keyifli bir katılım vardı. Güzel fikirlerin çıktığına, kongrenın omurgasının oturtulduğuna dair güzel düşüncelerim var. Gelişmelerden sizleri haberdar edeceğim. :)

 

Danışma Kurulu

Geçtiğimiz Kasım ayında Peryön İnsan Yönetimi Kongresi’ndeydik. Hemen hemen tüm bloggerların özel davetli olduğu bu kongre oldukça ses getirmişti ben ve diğer tüm arkadaşlarım kongreye dair detaylı yazılar paylaşmıştı.

Peryön önümüzde ki senenin kongresi için bir yıl önceden kolları sıvadı. Yenilikçi yönetim bir çoğumuzun aklında ki peryön kalıplarını yıkmakta kararlı. Peryön!ün kapılarını biz genç profesyonellere ardına kadar açmaya devam ediyor. Nasıl mı?

Sayın Gülsün MÜFTÜGİL,

PERYÖN – Türkiye İnsan Yönetimi Derneği’nin düzenlediği İnsan Yönetimi Kongresi’nin 21.’si Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde 4-6 Kasım 2013 tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Kongrelerimizde, “İnsan Yönetimi” ana konusu çerçevesinde, liderlikten stratejiye, iş süreçlerinden, hukuksal gelişmelere kadar geniş bir yelpazede birçok temel başlığa değiniyoruz.

Kongre içeriğinin belirlenme sürecinde sizin de değerli görüşlerinizi duymak, yorumlarınızı dinlemek amacıyla sizi DANIŞMA KURULU’muza davet ediyoruz.

Türkiye’de “insan yönetimini” geliştirmek amacıyla yapılan en büyük gönüllü etkinliğine, Türkiye’nin İnsan Yönetimi Kongresi’ne, katkılarınız için şimdiden teşekkür ederiz.

Yiğit Oğuz Duman Yönetim Kurulu Başkanı

Özlem Helvacı Kılıç Genel Sekreter

 

İşte böyle… Yeni fikirlere, önerilere sonuna kadar açıklar, bizleri dinliyorlar. Yarın orada olacak arkadaşlarla görüşmek üzere.