Bana Göre Bayram

Bana göre bayram,
Anneannemin 2 odalı evinde bütün sülale toplanmakti. Dayımın icini Hacı Bekir’in badem şekeri ve kagitli cikolatalarla doldurduğu kristal sekerligin kapağını kimse duymadan sessizce tekrar tekrar açıp kapatmakti. En Kucuk kuzenle arka odaya kaçıp kim daha cok harçlık toplamış yapmakti. Anneannemin incecik yaprak sarmalarını, mis gıbi kavurmalarini, kadayıf dolmalarını afiyetle yemekti. Annemin dantelli tepsi örtüsü ile önce ailenin erkeklerine kahve ikram etmesiydi. Küçücük salonun camlarının kalabalığımızda buhar olması o cama sıktığım yumruklarla ayak izi yapmakti. Hepimizin camın önüne geçip objektife gulumsemesiydi. Son olduğunu bilmeden…
Benim için bayram,
Rahmetli anneannemin mezarligini ziyaret etmek şimdi. Hepimizin ayrı yerlere dağıldığı ailemizin güzel anıları ile avunmak. Yeni anılar yaratmak.
Sevdiklerimiz hala hayatta iken kıymetini bildigimiz şahane bir bayram dilerim. Kapınız, telefonunuz hiç susmasın :)

İhbar Süresi Kabusu

Uzun süredir aklımda olan bir konu hakkında sizinle paylaşmak istediğim detaylar var.

Sosyal Güvenlik Mevzuatı uzmanlık alanım benim aslında. Uzun zamandır iş kanunu ve yasalarla yoğuruyorum kendimi. Mevzuata hakim olmak, bu konu hakkında insanları yönlendirmeyi ve bilgilendirmeyi seviyorum. Çoğu çalışan yasalardan ve haklarından bi’haber. Bu durum kötü niyetli işverenin çok işine geliyor pek tabi. Ama şu bir gerçek ki çok fazla da açık var yasalarda. İki ucu açık bırakılmış o kadar çok konu var ki. Hangi taraftan baksan haklısın, hangi taraftan baksan haksızsın. Bundan sonra ara ara ve kısa kısa yasalarda yaşanan değişikliklerden, son sirkülerden, güncellemelerden, en çok başımıza gelen sosyal güvenlik açıklarından ve önlem alma konularından da bahsediyor olacağım. Hatta bu konuda aklınıza takılan soruları da cevaplıyor olacağım.

Bugün ihbar süreleri ve bu konuda yaşadığım ve eminim çoğu çalışanın ve işverenin yaşadığı sıkıntılı bir duruma değineceğim.

4857 sayılı iş kanunun 17. maddesi şöyle der;  belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekmektedir. Karşı tarafa bildirim aşağıda belirtilen süreler içinde olmalıdır. Aksi takdirde iş sözleşmesinin feshinden söz edilemez. Nedir bu süreler eminim bir çoğunuz biliyordur ama;

A- Altı aydan az çalışmış olan işçi için karşı tarafa bildirim süresi iş sözleşmesinin feshinden iki hafta önce

      B-  Altı ay ile 1,5 yıl arasında çalışmış olan işçi için karşı tarafa bildirim süresi iş sözleşmesinin feshinden dört hafta önce

      C- 1,5 yıl ile 3 yıl arasında çalışmış olan işçi için karşı tarafa bildirim süresi iş sözleşmesinin feshinden altı hafta önce

         D- Çalışması 3 yıldan fazla olan işçi için karşı tarafa bildirim süresi iş sözleşmesinin feshinden sekiz hafta önce yapılmalıdır.

(Karşılıklı anlaşma halinde bu süreler beklenmeksizin sözleşme feshine gidilebilir.)

İhbar tazminatının da kendi içinde istisnaları vardır. Mesela 24. ve 25. madde kapsamında fesihler, yaşlılık, emeklilik gibi. Bu kadar detayına girersek asıl bahsetmek istediğim konudan çok uzaklaşacağız. Bu sebeple şimdilik burada bitiriyorum.

İşten ayrılma sürecinde genellikle bir memnuniyetsizlik vardır. Yani ya işgören ya işveren gidişattan memnun değildir ve yolları ayırma yoluna gidilir. Neticede çoğunlukla keyifli bir durum mevzu bahis değildir. İşgören bir an önce çekip gitmek ister işveren iş devri yapmasını. 3,5 yıl çalışmış bir personele 8 hafta ihbar öneli sunar işveren ve ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz. O, sekiz hafta şayet varsa pozisyona yeni gelen için ve o şirkette kalmak isteyenler için artık azap dolu günler başlamıştır. Zaten gidecek olan mecburiyetten oradadır ve o 8 haftalık süreçte katiyen sağlıklı bir iş süreci yürütmeyecektir. Mümkün olan her fırsatta işvereni kötüleyecek, samimi olduğu çalışma arkadaşlarına da artık o şirketten onlara da hayır gelmeyeceğine dair akıllar verecektir. Tüm gün internette zaman geçirip, 8 saatte 88 defa sigara molasına çıkacaktır. Yanlışlıkla (!) bugüne kadar belli çalışmaları takip ettiği çizelgeleri silecektir. Sabahları geç gelecektir ve her akşam eşinin işi çıkacak ve çocuğunu okuldan alması gerekecektir. Aksayan işlerde aksiyon almak yerine geri duracaktır. Yakaladığı her fırsatta kötüleme, karalama, dedikodu. Şayet o sıralar o departmana yeni başlamış biri varsa kafası iyice bulanmış, ben nereye düştüm böyle diye kafasında endişe bulutları bir bir belirmeye başlamıştır. Zor günler o 8 hafta geçmez olur hem gidecek için, hem yeni gelen için.

Diyeceğim o ki; Bu ihbar süresi denen zamanı yöneticiler çok iyi denetlemeli. İş devri ve oryantasyon mümkün olduğunca kısa sürmeli. İyi bir yönetici burada ki süreci iyi yönetmeli. Aksi halde zaten yeni iş başı yapmış taze kan çalışan, zaten iş görüşme sürecine hala çok yakın olduğu için yuvadan uçabilir. Yasanın sürelerine fazla takılmadan, karşılıklı inatlaşmadan hızlıca görev devredilmeli ve gitmek isteyene bir an önce yol vermeli. Burada birim müdürleri ve İnsan Kaynaklarına çok ama çok iş düşmekte. Benden söylemesi.

 

Arka arkaya İlginç diyince çok ilginç oluyor….

Bir süredir tüm ik bloglardında Peryön İnsan Yönetimi Kongresi’ne dair bir sürü yazı yazıldı. Hemen hepsi de çok keyifli, oldukça faydalı yazılar oldu.

Ben de kongrede olan biri olarak bir kongre yazısı yazdım, gelin görün ki beğenmedim. Bir de o kadar çok yazı okudum ki bu konuda sanırım birazcık sıkıldım. Yayımlamaktan vazgeçtim.

Fakat kongreye dair ufak anektodlar ve gözüme ilişen şeyleri özünde tamamen kongreden bağımsız olarak yazacağım ve işte yazıyorum.

4 Ekim Perşembe günü yani workshopları saymazsak kongrenin 1. günü Elif Dağdeviren moderatörlüğünde Sosyal Medya- Onunla da Onsuz da Olmuyor paneline katıldık.

Elif Hanım’ın yönettiği panelde Av. Yasin BECENi, İsmail Hakkı POLAT ve Meltem KALENDER konuşmacı olarak yer almaktaydı.

Meltem Hanım yöneticisi olduğu Turkcell’de ki keyifli uygulamalardan bahsederken, İsmail Hakkı Polat sosyal medyada nasıl bir duruş sergilemeli, bu tavırların bize ne şekilde geri döneceğinden vs bahsetti. Zaten kendisi Facebbok’da arkadaş listemde ve Twitter üzerinden de takip ediyorum. Yasin Bey ise sosyal medyada ki hareketlerimizin hukuki anlamda bize ne gibi durumlar yaratabileceğine dair bilgiler verdi.

Panel 1 saat kadar sürdü ve oldukça iyiydi. Tüm bloggerlar bir arada ön masadan pür dikkat dinliyorduk. Mevzu sosyal medya olunca… Panel esnasında hepimiz ellerimizde iphone, ipad ve diğer smart cihazlarla konuşmacıları aratıp, sosyal medyada ki aktifliklerini kontrol ediyoruz… :)

Meltem Hanım’ın bir yandan Turkcell’in sosyal medyada ki kuvvetli varlığından bahsederken bir yandan twitter hesabı açmamış olmamasını (açtıysa da şayet biz 5 kişi bulamadık, bizim hatamız) kaynatıyoruz. Linkedin hesabında sadece 327 kişi ile bağlantı kurmuş olmasının nedenini konuşuyoruz. (Bizim bile 2000 bağlantımız var.) Her neyse biz böyle klasik blogger dedikoduları yaparken panel sona eriyor ve soru-cevap kısmına geçiş yapıyoruz.

Koca salonda yine sivri sinek Gülsün bir tek elini kaldırıyor. Sorum Avukat Yasin Beceni’ye…. ‘ Bir ik bloggerı olarak zaman zaman hem kendi hem eş, dost, arkadaşların iş görüşme deneyimlerini paylaşıyorum. Bazen cidden içler acısı durumlar başımıza geliyor. Son derece sıkıcı, onur kırıcı olaylar yaşıyoruz ve biz bu durumda firma adını ifşa etmek istiyoruz. Fakat bunun başımıza ne gibi hukuki sonuçlar açacağını bilmiyoruz. Bu durum ne gibi sonuçlar doğurur, kısaca başımıza çorap örer mi?’ Cevabı almadan önce moderatör Elif Hanım ne üzerine blog tuttuğumu soruyor. İk üzerine 1,5 yıldır blog yazdığımı söylüyorum. Ve masada benim dışımda 5 blogger daha var. Elif Hanım’ın karşı cevabı ilginç evet ilginç.. Valla ‘ilginç’ diye cevap verdi. Bizler o kongreye İk bloggerı olduğumuz için davet edilmişiz, bize özel masalar kurulmuş :) Ama ik bloguna sahip oluşum ‘ilginç’ bulundu. Valla İLGİNÇ :)

Bu arada unutmadan avukat beyin cevabını paylaşayım; Firma ticari itibarının zedelendiğini öne sürerek dava edebilirmiş, sizin de bilginiz olsun. Bu arada bu da ayrı bir ilginç! Bizim itibarı düşünen yok :)

Yazmasam olmaz, okumasanız olmaz… :)

Beni takip eden, yazılarımı okuyan ya da sosyal hayatın içinde beni tanıyanlar bilir ki dudağımın kenarı vaktinden çok önce kırışmıştır. Sebebi devamlı gülüyor olmam… :) Adımdan mıdır nedir Gülsün hep güler… -di. Taa ki bu yılın başına kadar. 2012 benim için karanlık başladı. Hep derim yine diyorum aman Allah beterinden saklasın ama cidden sancılı günler bu yılda bana eşlik etmekten hiç vaz geçmedi.

Ocak ayı ile başlayan yoğun acılar Şubat sonunda pik yaparak zirveye oturdu. Bugüne kadar size hiç bahsetmediğim olaylar… En inandığınız, en güvendiğiniz insandan hayatınızın kazığını yemek… Hem de en katmerlisinden. Akabinde sizi istifa etmeye zorlayan olaylar zinciri. 3 gün önce hayatınızı adadığınız insan bir anda düşman oluvermiş yanına yandaşlarını toplamış, karşınıza dikilmiş. Yaşadığınız ne var ne yoksa herkese anlatmış. Bir anda etraf sizin özelinizle belki de yaşarken ‘ömrümün en güzel günü’ dediğiniz anlarla çalkalanmaya başlamış. Siz şaşkınsınız neler olduğunu, nasıl olduğunu, insanların nasıl ve neden bu denli düşmanınız olduğuna dair zerre fikriniz yok. Sadece acı çekiyorsunuz, üzgünsünüz, şaşkınsınız.

Derken 22 Şubat tarihinde kapı önü muhabbetinde ipinizin çekilmek üzere olduğunun geyiğinin döndüğünü öğreniyorsunuz. Malum insanlar sever trajik hikayeleri dinleyip, anlatmayı. Küçük insanların en büyük mutluluğu bir başkasının düşüşünü izlemektir. Sükunetle yukarı çıkıp masamda ki tüm işlerimi devredip, istifamı verip, sessizce çıkıp gittim o kapıdan. Yüreğimde ki ağırlğın altında nasıl ezildiğimi düşündükçe o günleri yaşamak zorunda kalan Gülsün’e çok üzülüyorum. Nefes almanın zor geldiği günlere ‘merhaba’ demiştim. 2, 3 gün sonra tarafıma ödenmesi gereken hak edişlerimde de ‘yalan, yanlış’ kesintilerin yapıldığını görünce artık takatım kalmamıştı. Düşünmek istemiyordum. Tek yapmam gereken unutmak ve sabırla beklemekti. Bu hiç kolay olmayacaktı biliyordum ama başka çarem yoktu.

Artık hiç ama hiç bir şey eskisi gibi değildi. Gülesim gelmiyordu, kendimi ifade etmekte zorlanır olmuştum. Saçma sapan şirketlerin iş tekliflerini kabul ediyordum oyalanırım diye… Bir kaç ay çalıştıktan sonra da dayanamayıp, ayrılıyordum. Zor olacağını biliyordum ama bu kadar da kanlı olmamalıydı bu süreç.

Neyse ki dostlarım vardı. Şimdi size yüreğimi açtığım bu blog sayesinde tandığım ruhumu serinleten dostlarım vardı. Hiç görüşmeden attığı maillerle bana güç verenler vardı. Yüreğime umut tohumları eken bir adam vardı ve en önemlisi canım ciğerim ailem vardı. Atlattım. Sağolsunlar, var olsunlar.

10. ay ile birlikte hayat önüme yeniden güzelliğini sermeye başladı. Huzur dolu bir iş, sağlam bir kazanç ve yüreğimde yeşeren umutlarla yeniden döküldüm yola. Bundan sonra yeniden en keyifli yazılarımla, yüzümde kocaman gülümsemem ile yoluma devam ediyorum.

Ve sizler;  Umutla başladığınız, Ar-Ge ‘ye yıllar ve milyarlar yatırdığınız projenizin batmış olması, tüm çalışanlarınızın işine son vermek zorunda kalmış olmanız, çoğu çalışanın maaşını ödeyemez duruma gelmeniz ve en nihayetinde kapıya kilidi vurmak zorunda kalışınız beni hiç ama hiç üzmedi. Benim en insanı duygularımın acısını sadece benden çıkararak, yetmez gibi hak ettiğim paramı kar bilerek ne çok şey kazanmışsınız değil mi?

 

 

Önce bir teşekkür sonra detaylar

20. İnsan Yönetimi Kongresi’nin Ardından ;

4 ve 5 Ekim tarihlerinde Lütfi Kırdar’da 20. İnsan Yönetimi Kongresi’ne blogger olarak daveyliydim. Kongre için yazı yazmak için Sevgili Aydan Çağ ile de görüştük ve gerçekten bir kaç gün konuyu sindirmemiz gerektiğine kanaat getirdik.

Fakat erteleyemeyeceğim bir durum var ki teşekkür etmek…

 

Sayın;

22. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı YİĞİT OĞUZ DUMAN

Genel Sekreter ÖZLEM HELVACI

ve bizlere kusursuz bir kongre yaşatan diğer tüm Peryön gönüllülerine sonsuz teşekkürler.

Çok kıymetli zamanlarını bizler için harcayan çok değerli, çok çok kıymetli konuşmacılara, bizlerin bir araya gelmesine sebep olan İnsan Yönetimi  adına elini maddi- manevi taşın altına sokmaktan imtina etmeyen sponsorlara, çeşitli aktivitelerle bizleri bir araya getiren küçük armağanları ile bizlere kongereye dair küçük hatıralar yaratan  katılımcı firmalara çok teşekkürler. Varlığınızla, katılımınızla ve bizlerin bitmek tükenmek bilmeyen özverisi ile hep daha iyiye yürüyeceğime şüphem yok artık.

Kongrede ticari kaygılardan çok uzak durarak blog yazan bir üniversite öğrencisini dahi kongereye davet ederek geleceğe dair yaptığı büyük yatırıma, gencecik bir arkadaşa en az 3 yıl gidecek muhteşem bir motivasyon yüklediği için,

İzmir’de, Ankara’da, Sakarya’da, Bursa’da yaşayan ve herhangi bir sebeple bizim bir türlü bir araya gelemediğimiz çok kıymetli blogger arkadaşlarla yüz yüze tanışmamızı sağladığı için,

Engelli vatandaşlarımızı unutmadığı kongreye kesinlikle ücretsiz ve en iyi şartlarla katılımı sağladığı için,

tekrar tekrar çok teşekkür ederim.

 

Kongreye dair aldığım tüm notları, konuşmacılara, konulara dair tüm aklıma kazıdıklarımı birkaç gün içinde paylaşacağım.

Bu da fotoğrafım :)