Birgün gelecek bizi kandıramayacaksınız, benden söylemesi…

Bir süredir karmaşık bir dönemim içindeyim. Yoğun iş görüşmeleri, bir gün aday ertesi gün işveren olarak devamlı o gergin masada oturmaktan pek diğer şeylere vakit ayıramadım. Yazı yazmak dahil.

Süreç biraz rahatladı. Beklenen iş değişimi gerçekleşti. Uzun, epey uzun bir süre masanın hep diğer tarafında oturarak geçirmeyi planlıyorum günlerimi. Daha önce 3 yıl çalıştığım üretim ve perakende sektöründe yeniden geri döndüm. Türkiye’de ve yurtdışında mağazaları olan köklü bir markanın yepyeni bir üyesiyim artık.

Ama bu yazıda sizinle paylaşmak istediklerim farklı! Doğuştan biraz atarlı, giderli bir insanım artık bunu çözdüm. Kabule geçemeyen, aklına geleni tak tak söyleyen sanırım biraz da protest. 2012 yılı öyle çetrefilli bir yıl oldu ki benim bir yanım çılgın gibi yorulup, stres içinde yoğrulurken bir yanım da çılgın gibi gözlemledi, tanıdı, farkına vardı. O kadar çok kurum gezdim ki arkadaşlarım nerede çalıştığını unutacaksın  diye dalga geçmeye başladı. Evdekiler Gülsün ne iş yapıyor diye sorarlarsa ‘iş görüşmesi işi’ yapıyor diyeceğiz diye kafa bulmaya başladılar. Onlar paşa paşa kafa bulmaya devam etsinler ben şu 11 aylık süre içinde hem hiç işsiz kalmayıp hem ömrü hayatımda bir daha katiyen karşıma çıkamayacak işveren-ik’cı profili tanıdım.

Nef Gayrimenkul ve Tvem’de çalıştım ICL, Lufian, Reed, Eczacıbaşı, Hilton, adidas, Full Akaryakıt, Desa, Mars Ent. gibi markalarla da iş görüşmeleri yaptım. (Bu arada yukarıda yazdığım markaların biri ile yola devam ediyorum.)

Şu süreç içerisinde şunu öğrendim ki dışardan ağzımız açık ayran budalası gibi baktığımız, kariyer dergilerinde İK’cılarının ve Yönetim Kurulu Üyelerinin başarı ve mutluluk hikayelerini okuduğumuz o markaların içi o kadar boş ki… Yukarda bahsettiğim firmalar içinde şahane görüşmeler yapıp teklif aşamasına geldiklerim de oldu, allahım bitsin bu kabus dediklerim de… Elinde 500 sayfalık iş kanunu ile görüşmeye girip ‘hadi bana bir sayı söyle’ diyenlerden 3 saat görüşüp her şeyi iki defa soranlara, karşıma oturup ‘bi saniye lütfeğğn önce cv’nizi okuyayım’ diyene kadar bir sürü eğlence, komiklik vs. :)

Diyeceğim o ki; sanırım ben dahil bir çoğumuz yanlış yoldayız. Dışı güzel, içi boş firmalar için hayaller kurduk bunca yıl. Oysa ki orada ne sandığımız kariyer vardı ne de umut ettiğimiz huzur. Markalara aldanırsak şayet daha çok yolda kalırız biz. Kandırıyorlar bizi, bizler de kanıyoruz işte. Mutluluk ve gerçek değerler yaratmak ne yazık ki ne caz festivallerine sponsor olmakla, ne çalışanı konsere yollamakla, ne de en çok dinlenen radyo programlarına sponsor olmakla olmuyor. Çalışanlarınız sizden 3.şahıslara gösteriş için yapılan sahte hediyeleri değil hakkaniyetli ve güler yüzlü olmanızı bekliyorlar. Evet sadece bu! İnsani değerler de, gerçek ve hak edilmiş marka değerleri de ancak ve ancak böyle kazanılır. Vazgeçin dergilerde endamınızı sergileyip sahte mutluluk departmanları kurmaktan. Birgün gelecek ve bizleri kandıramayacaksınız, benden söylemesi ;)