…. Paradan çok akıl ve gönülle güç elde etmek… FC Barcelona

Uzunca bir süredir aynı kitabı dolaştırıyorum elimde. Evde, yolda, orada, burada devamlı karıştırıyorum. Kalın kapaklı ciltli birazda büyücek bir kitap olmasına rağmen taşıyorum yanımda. Bir defa okuduktan sonra şimdide aralardan seçe seçe üzerinden geçiyorum.

Ali Saydam’ın son kitabı. Türkiye’de İletişimin Elkitabı 1 Vazgeçmek Özgürlüktür. 

Aralık 2011′de Remzi Kitabevi’nden çıkan kitabın ilk önce kalın sarı kapağı ve iri puntolarla yazılmış adı etkiledi beni. Sonra da okumaya karar verdim iyiki de vermişim. Uzun zamandır okuduklarım içinde en iyiler arasında kesinlikle.

İçinden paylaşılacak bir sürü yazı çıkardım. Hem doğrudan alıntılar hem de çok beğenip etkisinde kalarak üzerine kendi fikirlerimi yazdığım yazılar oldu yayımlayacağım. Özellikle Kaynaktan Kıymete İnsan kısmı tekrar tekrar okuduğum, içinde parlak fikirlere rastladığım en önemli bölümdü benim için. Bu aralar hem bilgi edineceğim hem de akıcı şöyle su gibi okuyacağım bir kitap arıyorum diyenlere kesinlikle tavsiye ederim.  Ben bu kitabın peşi sıra Ali Saydam’ın diğer iki kitabı Algılama Yönetimi ve Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir? kitaplarını okumayı planlıyorum. Şimdi size bu kitaptan özellikle çok sevdiğim ve hatta bugün tekrar okuyup ardından videosunu da izlediğim bir bölümü yine video ile birlikte paylaşmak istiyorum.

Ali Saydam’ın ve yayınevinin müsaadesiyle metni aynen paylaşmak istiyorum.

Bu filmi tüm liderler ve yöneticiler izlemeli 

Aşağıdaki notu bütün şirket yöneticilerinin, siyasi parti kadrolarının, kurumsallaşma yolunda gelişmek isteyen herkesin okumasında, verilen adresteki videoyu izlemesinde çok büyük fayda var…

Barcelona sadece bir futbol takımı değildir. Bür dünya görüşü, bir felsefi yaklaşımdır. Böyle bir dünya görüşünün Katalonya’dan çıkmasına şaşmamak gerekir. İnsan o bölgeyi ve takımı biraz yakından izledikten sonra aradaki bağlantıyı hemen kuruverir.

Türk Hava Yolları’ndaki iletişim çalışmalarını hayranlıkla izlediğim Serdar Öztürk’ün büyük bir olasılıkla pek çok kişiye gönderdiğie-posta mesajını burada paylaşmakta sakınca görmüyorum.

Markalar sevenlerine sadece satın aldıkları saniyelere yerleştirdikleri reklam filmleri ile ulaşmamalı…” diyor Öztürk ve devam ediyor; ”Onlarla heyecanlarını, arzularını, hayallerini paylaşmalı… Bu filmde biz bunu yapmaya çalıştık. İnandığımız ve bir parçası olmaktan gurur duyduğumuz FC Barcelona ruhunu ve başarı hikayesini samimi bir dille, çok özel bir belgesele imza atarak sevenleriyle, sevenlerimizle paylaşmak istedik.’

Serdar Öztürk’ün sözünü ettiği 7 dakika 10 saniyelik filmde küçük yaşta Barcelona’ya girip orada uzun yıllar futbol oynadıktan sonra kariyerini Johan Cruyff’ün yardımcısı olarak sürdüren Carles Rexach’ın başarı öyküsü kendi sesinden anlatılıyor.

Charly olarak da anılan futbol adamı, başarının zirvesini Barcelona’nın altyapısından yetiştirdiği olağanüstü futbolcularla sürdürüyor. Çocuk denecek yaşta seçilip yetiştirilen futbolcuların arasında yakaladıkları dostluk ve anlayış kulübün inşa ettiği sağlam bağlar ve güven ilişkisi Barca duygularının onları zaferden zafere taşıması, tesadüf değil..

Başdöndürücü transfer tekliflerinin bu futbolcuları tahrik edememesinin sağlam, derin nedenleri var… Takımın yarısını oluşturan dünya çapındaki futbolcuları büyük paraları bastırıp oradan buradan devşirmeyen Barca onları La Masia adını verdikleri tesislerde Charly’nin yönetiminde futbol sahnesine hazırlamış. Liste çok kabarık ; Guardiola, Puyol, Xavi, Iniesta, Valdes, Pique, Bojan, Pedro, Busquets… Aralarına 12 yaşındayken katılan cılız çocuğu önce yardımcı antrenörlerin gözü tutmamış. Ancak Charly onu gördüğünde iki saniye içinde ne tür bir kabiliyet olduğunu anladım ve kendisi ve babasıyla kağıt peçeteye karalayarak o tarihi anlaşmayı imzaladım… diyor

 

O cılız çocuğun adını bugün bütün dünya ezbere biliyor. Lionel Andres Messi! Bugün dünyanın en pahalı, en başarılı, en ahlaklı futbolcusu olarak kabul edilen Messi.

Barcelona’nın sponsoru THY bu filmin arkasındaki destekçi marka. Öztürk e-postasını şu cümle ile bitirmiş; ‘Bu film, Turkish Airlines’ın dünyadaki futbol romantiklerine armağanıdır.’

Filmi bir futbol destanının öyküsü olarak izlerseniz yazık olur. Bir Akdeniz ülkesinde başarının anahtarıyla ilgili ipuçları elde etmek için izleyiniz. Vahşi kapitalizmin içinde vahşi olmadan insani değerleri kaybetmeden, vahşi kapitalizmin bastır parayı al starları şampiyon ol anlayışının nasıl alt edilebileceğini öğrenmek ve siyasi iletişim ve konumlama adına bireysel iletişim adına dersler çıkarmadan, paradan çok akıl ve gönülle güç elde etmeyi öğrenmek için izleyiniz.

Ali Saydam/Türkiye’de İletişimin Elkitabı1

 

http://www.youtube.com/watch?v=nmjVJmhJbqo

 

 

Şu işi halledip geliyorum dostlar

Bir bahar gecesi hayal ediyorum. Ege’nin sessiz sakin kıyılarında 3 kişilik bir sofra, evinde kaldığımız Ege’li Hanım bize taze otlardan salata yapmış. İçinde kuzu kulağı, hindiba, ebegümeci var… Ortada minicik enginarlardan zeytinyağlı dolma, tam kıvamında pişirilmiş taze deniz levrekleri, kadehlerde yağ gibi akan Şirince şaraplarımız… Soframızda huzur var geride kalmış kara bulutların ardından hafif buruk bir tebessümle son kez ardına bakanlar var… Yine diyoruz, yine düştük ama yine kalktık. Bu son olsun.

 

Bir süredir ne yazı yazıyorum ne de doğru düzgün başka herhangi bir şey yapıyorum. Baktım mailler çoğaldı yazıp durumumu anlatayım dedim. Merak edenlere, hadi artık sen neredesin diyenlere selam olsun bu yazım.

Hayat bazen fazlaca zorlar insanları. İşte o zorlandığım dönemlerin zirvesindeyim mübarek! Bilenler bilir ya bilmeyenler için yazıyorum. Bu dünyada olma sebeplerimden birinin başıma ördüğü çorapla meşgulum bu sıralar zira bu son çorap hazırlıksız yakaladı beni. Zora soktu, dara düşürdü, fazlaca kafamı karıştırdı. Bu baharıma gölge düşürdü. Planlarımı bozdu, canımı sıktı. -ki ben planlarımın bozulmasından, canımın sıkılmasından hiç hoşlanmam. Ama halledemeyeceğim, altından kalkamayacağım bir iş değil. Hayat=Mücadele! Hele benim için :)

Sevgili babamın son vurgununu halledip, taptaze geliyorum. Merak edenlere sevgilerimle…

 

Baharınız, bahar olsun.

Neydi bizi bir ölüden bile intikam alma hissi yaşatacak kadar acımasız kılan?

Hayatım güzel, keyifli, küçük aksaklıklar dışında sevgi dolu, huzur dolu, çok sağlıklı bir aile içinde tüm bunlara haiz bir yaşam sürmekte olduğum için şükrederek uyandığım bir sabahtı dün sabahtı yine…

Ta ki Meral Okay’ın ölüm haberini alana dek. Garip bir şekilde bazen hiç görmediğiniz insanlarla derin gönül bağları kurarsınız kendi içinizde… Meral Abla’da bunlardandır. Ama ben gidip, görüp, tanışma şansı bulduğum için şanslıydım.

Üzüldüm, çok üzüldüm. Son zamanlarda beni en çok üzen haberlerden biriydi bu haber.

Ölüme üzüldük, yetmedi ardından yazılanlar üzdü. Ve sordum kendime ne zaman bu denli insanlıktan çıktık, neydi zorumuz?

Neydi bizi bir ölüden bile intikam alma hissi yaşatacak kadar acımasız kılan?

Çok acı, çok yazık. O kadının yüreğinden, eminim ki kimse için geçemezdi böylesi bir kin, böylesi bir nefret.

Üzüldük.

Sevdiğinle, aşkınla Yaman’ınla sonsuzlukta çok mutlu ol.

 

 

 

 

 

 

Bu konu hakkında bana en çok dokunan yazıdan küçücük bir bölümle bu kısacık yazıma nokta koymak istiyorum.

Onu yobaz bir tarih zihniyetinin ateşine atanlar, canıyla uğraşırken canını yakanlar, ardından “O kadın öldü” diye haber yazanlar mı?
Muhtemelen onlar için hayat, “ağır ve uzun bir şey” olacak.
“İnsanları dinden soğutma” diye bir suç varsa, bunun cezası ahrette boyunlarına asılacak ve belki de Tanrı onları bu yaftayla karşılayacak. 
* * *
Meral gibi yazamayan, tarihe meydan okuyamayan, kabaramayan kel Fatmalar! 
Siz, “Ölülerinizi hayırla yad ediniz” buyruğunu dahi çiğneyecek kadar kindar, bir o kadar çirkinsiniz; yuh olsun!
Sevgiyle uğurladığımız “O kadın”, “yine güzel, yine çiçek…”
Hamdolsun!
Can Dündar/10.04.2102/Milliyet

 

Bi sohbet edip geldik, pek iyi oldu :)

Bu akşam Genç İk’dan Simge Sezer moderatörlüğünde #iksohbeti hashtag’i altında twitter üzerinden çok hoş bir sohbet gerçekleştirdik. İk çalışanları, ik’da çalışmayı hedefleyenler kısaca konu ile ilgisi olan bu sohbetten haberi olanlar oradaydı.

Konumuz ‘işe alım’dı… Faydalı, zevkli ve de yeni arkadaşlıklara, paylaşımlara vesile olan keyifli 1 saatti.

Konuyla ilgilenenleri haftaya bekleriz… Nedir bu kısmı için ise buyrun efendim ;