Akşam akşam aklıma gelen bir vatandaşa ithafen!

 

Sezar, bir kır gezintisi sırasında gökteki buluta bakarak şöyle der;

‘Şu bulutu görüyor musun Brütüs? Tıpkı bir papatyaya benziyor’

Brütüs cevap verir; ‘Evet Yüce Sezar. Tıpkı bir papatya. Üstelik neredeyse yaprakları sayılacak. 

Kısa bir süre sonra Sezar aynı buluta bakar ve seslenir Brütüs’;

Yok canım ne papatyası tıpkı bir yavşan!

Brütüs buluta bakar ve ‘Gerçekten efendim. Tıpkı bir tavşan, ne kadar da büyük kulakları var’ der.

Kısa bir süre sonra Sezar tekrar aynı buluta bakar ve ‘Bana baksana Brütüs o bulutun tavşanla hiç ilgisi yok, dikkatli bakarsan gelinliğe benzediğini göreceksin’ der…

Bunun üzerinde yeniden bulutlara bakan Brütüs yanıtlar;

‘Çok ilginç Yüce Sezar ama dikkatli bakınca aynı bir gelinlik, baksanıza tacı bile belli oluyor’

Sezar dayanamaz ve gözlerini buluta çevirip, ellerini açar ve

‘Neredesin ey şahsiyet’ der.

 

Bir insanın karakterinin gerçek göstergesi, ona faydası olmayacak insanlara ve onun karşısında duramayacak insanlara bağlıdır.

Abigail Buren

 

Kaynak:Kemal İnan Y./Hayat hikayeden ibarettir.

Ben de blogumun Patronuyum! Heheytt!

Bu yazı zaman zaman birbirinden kopacak, saçmalayacak ama en sonunda yine asıl konuya dönerek noktalanacak.

Bu yazımın ilk bölümlerini kafayı takmış olduğum patronlara

Bu yazının ikinci bölümünü Kariyer.net’e

Bu yazının üçüncü bölümünü bu yazıyı okumasını umut ettiğim Uğur Aydın’a ithaf ediyorum.

 

Sevgili Patron Bey

Sevmeye çalıştıkça kendilerinden tiksindiren o kahrolası zihniyetten sıyrılamayan, kendini evrenin sonsuz hakimi zanneden o ufak insancıklar çok sevdiğim patronlar (yine diyorum o azınlık hani bize umut olan azınlık sana lafım yok, iyiki varsınız ama neden bu kadar azsınız) Malum günlerim görüşmelerle geçiyor nerelerle görüştüğümü sanırım Arçelik dışında paylaşmadım. Ama bugün dibine kadar paylaşacağım. Cuma akşam saatlerinde telefonum çaldı, kariyer.net üzerinden yaptığım bir başvuru üzerine görüşmeye davet ediliyordum. İnsan Kaynakları ve İdari İşler Müdürlüğü!

İlanları ciddi anlamda okumadan başvuru yapmıyorum. Müdürlük ilanlarına ise başvurmuyorum. Ama bu ilanın iştanımı müdürlük değil uzmanlığı tarif ediyordu. Zaten müdür de aradıklarına göre belli ki yeni bir  İK oluşumu var diye başvurmuştum. Firmayı da google’da aratınca eli yüzü düzgün sonuçlar çıktı. Ertesi gün de arandım zaten. Pazartesi saat 11:00 olarak randevu bilgileri benimle paylaşıldı. Bu sabah erkenden çıktım,gittim görüşmeye. Neyse ara tara buldum şirketi! Kapıdan girdim son derece ciddiyetsiz bir ortam ve görüşme için bekleyen bir kızcağız (20) annesiyle gelmiş orada bekliyor. Saat 10:00 randevusu… Benim de görüşmeme 10 dakika var bende oturdum bekliyorum. Her arayana offlayarak cevap veren sarışın olmanın dibine vurmuş bir sekreterle karşı karşıyayız. Şirketin konumu ve girer girmez karşılayan ortam elimde olmadan girer girmez itti beni, daha ne olup bittiğini anlamadan arkadaşım Serhat’a mesaj attım. ‘Geldim ama ben burada çalışamam ayıp olmasın diye görüşeceğim’ dedim. Saat 11 olduğunda arkadamda ki genç kız söylenmeye başladı.

Tekrar arar mısınız? 1 Saat oldu, gelmeyecekse gideyim’ Ben bu cümleyi duyana kadar beyefendinin (!) başka bir iş görüşmesi yaptığını ve bu görüşmenin uzadığını düşünüyordum. Meğerse kendileri henüz şirkete teşrif etmemişler. Peki, olur insanlık hali malum İstanbul ters, zor şehir hemen sinirlenmemek lazım. Neyse ekstra sarışın sekreterimiz patronunu yeniden aradı önce birkaç defa meşgule atıp 10 dakika sonra geri döndü. Hastanedeyim 15 dakika sonra çıkıyorum cevabını alınca. Hee dedim tamam kızım sakin, hastalık bu bekle, ayıp olmasın. Derken 15 dakika sonra diğer kızcağızın israrı ile beyefendi (!) yine arandı. Kendisi en erken 15 dakika sonra çıkabileceğini, eve uğrayıp öyle gelebileceğini söyleyip telefonu kapadı. Görüp, duyduğumdan anladığım kadarı ile paşamız söyleceğini söyleyip KÜT diye kapatıyor telefonu. Eee iyi güzel biz İkitelli’deyiz. O 15 dakika sonra çıkıyor peki bu bilgi bizim ne işimize yarar. Güneşli’den çıkmakla Kadıköy’den çıkmanın arasında epey fark var ama değil mi? ( Ekstra sarışınımız yine aradı ve hareket noktasının Haseki olduğunu öğendi.) Neyse zaten kalkıp gitmeye karar vermiştim. Ama tutamadım kendimi 3,5 kelime söyleyip, ayrıldım. Dışarı çıktığımızda diğer adayın da İK müdürlüğü için davet edildiğini öğrendim. Sadece 20 yaşında ve hayatında bu işe dair hiçbir şey yapmamış. 8 ay SGK giriş-çıkışını saymazsak. Şaştım, kaldım. Ömrümdeki en korkunç iş görüşememesiydi. Bu kadar terbiyesizlik bu denli şuursuzluk!!!! Cidden çok özür dileyerek Argon Bey’e sevgilerimi sunuyorum. ( firma adini yazip yazip, sildim lutfen merak edin sorun da bende yazayim) Hasta olabilirsiniz, siz ya da ailenizden biri. Evet haber bile veremeyecek kadar ciddi olabilir durum buna da eyvallah. Ama her aramada 15 dakika sonra çıkıyorum demek. Beni 30 diğer adayı neredeyse 2 saate yakın bekletmek. Kusura bakma buna hakkın yok! Senin ne olduğunu dahi bilmeden 20 yaşında müdürlük pozisyonuna başvuran bir çocuğu oraya çağırmaya hakkın yok. İlana en az 4 yıl deneyim yazıp sadece 8 ay işin ucundan tutmuş insanı oraya kadar yorup gereksiz hayallere kaptırmaya hakkın yok! O, başvurur iş arıyor, çok genç ama sen işveren olacak kadar büyümüşsün en azından. Yok siz ve sizin zihniyetinizde adamlar ekstra sarışınlarla emeklemeye devam etsin. Bir daha bu kadar ucuz bir durumun içine düşmeme umuduyla.

Sevgili kariyer.net

Sevgili Yusuf Azoz yani seni o kadar çok seviyorum ki anlatamam! Cidden seviyorum bu arada yalan değil. Yakından da takip ederim. Yazarım habire mail atarım falan… Bazen doner bazen dönmez ben yine atarım. Ama bu defa buradan yazmak istedim. Bugün dedim ki keşke kariyer.net kariyer portallarının öncüsü, zirvesi, en iyisi, en tercih edileni keşke müşteri seçse dedim kendi kendime… Keşke kendi inanmadığı bir şirketle çalışmayı reddetse! (-ki, bu firmadan 1 kişi ile görüşse reddecektir, eminim) Keşke 10 müşterisi olacağına 8 olsa… Keşke aday kariyerde ilanı varsa burası sağlam firmadır, burada kötü bir sürprizle karşılaşmam güveni ile gidebilse… Bu dediğim olur mu, yok olmaz biliyorum o sebeple keşke zaten.

ve Sevgili Uğur Aydın;

Hayatımdan 3 Mayıs 2008 tarihini silmek istiyorum artık. Pişmanım ve sonsuz özür diliyorum.

Bu arada perşembe günü Aydın-Söke yolcusuyum. Moova Süt Ürünleri A.Ş. İnsan Kaynakları Uzmanlığı pozisyonu için görüşmeye gidiyorum. Allah’tan bugün orada görüşeceğim kişi ile telefonda konuşma şansım oldu. Biraz kendime geldim doğru düzgün insanlarla insan gibi iletişim kurmak bir önce ki iletişimsizliğe ilaç gibi geldi. Sağolsun ne diyeyim.

Dedim size konular karma karışık ama bıktım ben bu patronlardan artık canıma yettiler valla. Bu blogun da patronu benim. Canımın istediğini yazarım. Bu kadar! neyse biraz olsun rahatladım artık uyuyabilirim :)

 

Patron Kafası: Bütün çalışanlarım birbirine benzesin, çatışma çıkmasın.

Benim garip alışkanlıklarım, huylarım ya da takıntılarım var artık adları her neyse işte… Ad-soyad, telefon numarası ezberleme, gördüğüm, duyduğum, okuduğum şeyleri anında tersine çevirip okuma, bir sayı duyduğum zaman onu ters çevirip 2 sayıyı toplama, otobüste, minibüste ya da artık hangi toplu taşımanın içindeyse araç içindekileri sayma gibi… Saçma salak ne kadar mevzu varsa bende.

Birde -ki aslında bu saçmalıklar içinde en sevdiğim ilk tanıdığım her insan için bir anahtar kelime seçerim kendime.  Asabi Aylin, Sevimli Arzu, Çok bilmiş Serhat vb. Daha sonra kafamı kırsalar kafamda ki o anahtar cümle değişmez. O sevimli Arzu bir canavara dönüşse de gözümün önünde benim için hala onun içinde bir sevimli var olmaya devam eder :)

Peki başlıkla bu uzun girizgahın alakasını eminim kavrayamadınız. O halde asıl meseleye gelelim. Ben ki herkese bir anahtar kelime koyan ben, iş arkadaşlarıma hiç şifre koyamadım bugüne kadar. Çünkü hepsi aynı… Birine bir şifre koymam, bir anahtar kelime seçmem imkansız. Hepsine aynını vermem gerekecek ve bu sefer de benim hatlar karışacak. Bunu ilk iş deneyimimde anlamıştım.Ve o gün bu mevzu iş arkadaşlarım için tutmayacak demiştim.

Kapıdan girdim ve 3 adam Mehdi, Mehmet Murat! Yetmez gibi 3 isim de M ile başlıyor. Allahım görüntü olarak birbirlerine bu kadar zıt 3 adam nasıl olur da bu kadar aynı davranır, konuşur, bakar, yazar hatta yemek yer. Hiç unutmam o gece yatağa yattığımda epeyce düşünmüştüm bunlar akraba falan mı diye. Ertesi gün gittiğimde  benim için hepsi aynı adamlardı. 3M! O kadar.   Aynı değerde tahsil yapmış, aynı yaşlarda, hayata aynı bakan, birinin dediğini diğeri hiç sorgulamadan kabul eden insanlar. Sabah aynı saatte ofise gelip, aynı anda yemeğe çıkıp hiç konuşmadan yemek yiyip, ofise dönen akşam çıkıp evlerine giden ve muhtemelen bu döngüyü ömürleri boyunca yaşayacak birbirine benzer insanlar örgütü. Bugün sadece alış fatularının kayıtlarını girip 191′leri tutturalım Murat Bey. Tamam Mehmet Bey. -Mehdi Bey: Benim için de uygundur. Aman ne uyumlu ekip!

Derken başka bir iş. Yine erkek egemen bir ofis. Sabah gelip önce takımları hakkında kısa bir konuşma yapan, sonra çalışmaya başlayan, kısa bir öğle molasının ardından kaldıkları yerden işlerine devam eden. Birbirleri ile kati suretle fikir-bilgi ya da herhangi bir alış veriste bulunmayan, akşam olunca iyi akşamlar diyip gidenler. Şunu söyle mi yapsak yok. Bu neden böyle hiç yok. Ben bunu yapayım sen de şunu. Aman her ay yaptığımız gibi yapalım sakın yeni bir şeyler deneyip de yüzümüze gözümüze bulaştırmayalım.

Sonra bir yenisi burada da herkes aynı. Günaydın demeleri bile aynı. Fikirleşmek yok. Herkes kuzu kuzu önündeki işi yapıyor. Değişik bir yola girme fikri kimsenin aklına gelmiyor. Kazara biri denemeye kalksa diğeri korku ile ona bakıyor ne zaman elinde patlayacak diye. Zaten o da hemen vazgeçiyor. Birileri değişmek istiyor, denemeye kalkıyor değişeceğini fark ettiği an korkup dönüyor masasına. Aynı giyiniyorlar, aynı şeylere gülüp, aynı anda susup işlerine dönüyorlar. Sivrilmek, biraz farklı olmak yok. Korkuyorlar. Sabah ofise girerken o aynılık maskelerini takıyorlar. Çoğu akşam giderken de çıkarmayı unutuyor. Sonra o aynılık maskesi tenine, etine işliyor. Git gide kendi olmaktan uzaklaşıp ona oynaması için verilen olmaya başlıyor. Bazen kötü oluyor, bazen boyun eğen, bazen riyakar ama hiç kendi değil. Olmak istemedikleri maskeleri satın almak için benliklerini veriyorlar. Hepsi birbirine benziyor. O kadar aynılar ki tartışamıyorlar bile. Bu aynanın karşısına geçip kendi kendine kavga etmek kadar saçma oluyor. Elleriye birbirlerine teslim ediliyorlar kendilerini. Bundan bi’haber.

Ama şu da bir diğer gerçek ki… Özellikle patronlar -yani yöneticiler her zaman sevmezler çünkü ama malın ve paranın direkt sahibi her zaman sever bu insanları. Yani pek tabi istisnalar vardır ki zaten o istisnalardır bizim tek umudumuz. Ama çoğunluktan yana düşünmek gerekirse. Farklı adamları sevmez patronlar. Soran, sorgulayan, araştıran olayın nedeninde-niçininde gezenler sevilmez. O aynılar tutulur işe alınır 15 yıl kör değneğini bellemiş gibi çalıştırılır. Sivrilen adam merak eder, merak eden yenilikleri dener patron sevmez bunu… İşini riske atmak diye düşünür. Çünkü çalışanın kendine dahil edeceği bir yenilik patronun umrunda değildir. Gerekirse iş süresi kısalır belki maliyet dahi düşer ama girmez çoğu bunun riskine. Masasının başında oturup her sabah önünde 1 fincan kahve ile cv tarayan, hep aynı yolla fatura giren, hep aynı tablo ile bütçe çıkaran adam çalışkandır, işe yarayandır onun gözünde. Diğerine fırsat vermez, burası okul değil der, sindirir. Seslerin yükselmesinden, arada gerilim yaşanmasından korkar. İşte bu sebeple hiç sevmem bu patron kafasını. Eğer birgün durum değişir de patron olursam ortalıkta bağrışan, derdini anlatan, istediğinde direnen, kabul ettirmek için gerekirse ayaklanma başlatan insanlarla çalışmak isterim. Bak bunu da buraya yazıyorum. Yarın öbür gün paranın esiri olurda unutursam buradan vursunlar yüzüme diye :)

İşin özü şudur ki hiç bir iş arkadaşımın anahtar kelimesi olamadı ya yanar yanar ona yanarım…. :)  

 

 

Bir teşekkür edemedim!

 

Bir haftadır yazacağım bir türlü denk gelmedi.

Geçtiğimiz Salı akşamı çocuk oldum. Kanyon’da Aslan Max Kralın Doğuşu’nu izledim :) Aslında animasyon filmlerini severim ama bu bildiğiniz çizgi film hem de en fantastiğinden… Aslan Krallığı’nın, Gölgelerin Efendisi’ne karşı verdiği mücaledeyi anlatıyor diyeyim gerisini siz anlayın. Aslan Tılsımı falan işte… :) Sezen Aksu, Özge Özpirinççiler, Engin Altan Düzyatan, Yekta Kopan ve şu an adı aklıma gelmeyen çok keyfili sanatçıların seslendirmeleri ile izlenesi cici bir fim ama özünde…

Neyse efendim çok ama çok keyifli bir geceydi. Kendimi küçük bir çocuk gibi bırakıverdim ortalığa pek iyi geldi (tavsiye edilir) Önce Max’ımı yedim sonra da pop cornumla filmi izledim.

Bu nefis gala daveti için CNNTürk’e çok teşekkürler :) Siz esas davetiyenin güzelliğine bakın hee bir de hemen onun yanında profesörle fotoğraf çektirmiş koca bebeğe :)

Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun. İnadına!

Kadınlar,

Dayak yiyor

Tecavüze uğruyor

Töreye kurban ediliyor

13 yaşında iken henüz, 70′inde dedelere satılıyor

Köyünde 3 büyük başla takas ediliyor

Kadınlar dileniyor

Aç kalıyor

Çöp topluyor, sırtına bebesini bağlayıp

Kadınlar bazen salt kadın oldukları iş bulamıyor

Bazen ise salt kadın oldukları için iş buluyor (!)

Kumalarıyla yaşamaya mecbur ediliyor

Aldatılıyor

Kocasının verdiği kadarına mecbur bırakılıyor

Hala bekaret hesabı veriyor hala ellerinden tutulup muayeneye götürülüyor

Ansızın terk ediliyor

 

Kadınlar,

Çok seviyor

Karşılıksız seviyor

9 ay karnında taşıyor bebeğini

Yemiyor, yediriyor

Giymiyor, giydiriyor

Sen ağlarken ağlayabiliyor

Bir anda gülüyor

Gündüz işyerinde deli gibi çalışıp,

Akşam bütün evi çekip, çeviriyor

Herkesin unuttuğunu o hatırlıyor

Herkesin dağıttığını o topluyor

Yağmurda şemsiyen

Karda eldivenin oluyor en sıcağından

Unuttuğun matematik kitabı oluyor çantanda

En sevdiğin sandviç beslenme saatinde

Kaybettiğin küpen

Terk edildiğinde gözyaşın

Başın ağrıdığında ilacın oluyor

Her aklını kaybettiğinde aklın oluyor

Her duygunu yitirdiğinde duygun

Sen, her unuttuğunda içinde ki o iyi olan sen’i bulup çıkaran,

Sen, her çıkmaza girdiğinde içindeki o bilge olan sen’i bulup çıkaran

Her daim mücadele içinde olan ve hep böyle olacağını bile bile yaşama sımsıkı sarılan…

Kadınlar böyle işte hem hiç kıymetini bilmediğiniz hem de onlarsız bir adım atamadığınız 

 

 

İşe alımcıdır şirketi vezir de eden, rezil de…

Malumunuz yoğun iş görüşmeleri içerisindeyim bir süredir. Tahminlerimin ötesi firmalar tarafından aranıp, görüşmelere davet edildim. Yeni İK’cılar tanıdım, yeni işe alım teknikleri öğrendim. Kimilerine taptım, kimilerine de ciddi ciddi taktım!

Her defasında değişik değişik insanlardan dinleyip duruyoruz. Şirketin Pr’ının yapıldığı yerlerdir insan kaynakları. Şirketi, adaylara pazarlar işe alımcılar. İK’nın tavrına göre aday şirkete ya aşık olur ya da arkasına bakmadan kaçar gider.  Şirket şahane olsun, cirosu milyon dolarları vursun ama aday İK’da gördüğü muameleye göre değerlendirir şirketi. Orası düzgün bir yer olsa doğru dürüst İk’cı oturtur oraya der ve gider. Zaman zaman yazık ki adayla görüşen kişiler adayla eşit şartlar olduğunu unutuyor. İlanı çıkan dolayısıyla bir çalışma arkadaşına ihtiyacı olan o, adayı arayıp davet eden de … Belli ki bir adama ihtiyacın var aramışsın, çağırmışsın peki o zaman indir bakayım o burnu oradan onun yeri orası değil 2 gözünün biraz altında, ortada bir yer.  Yazık ki bazı İnsan Kaynakları çalışanları adaya bu gözle bakıyor. Çok değil birkaç hafta önce işe alım yapıyordum ve aday geldiğinde azami çaba ile rahat etmesini sağlıyordum. Rahat olamazsa kendi olamaz ki kendi gibi olmayan bir aday beni yanlışa sürükler. Bu çok net hiç değilse bunu düşünebilsek keşke.

Görüştüğüm firmalardan biri geçtiğimiz hafta aradı ve görüşmeye davet etti. Doğrudan İK müdürü ile görüşmeye aldılar beni ve daha sonra uzmanların da bize dahil olmasını istedi yönetici. O işe kabul edilir miyim bilmem ama o kadar keyifli ve verimli 2 saatlik bir İK toplantısı yaşattılar ki bana iş görüşmesi kısmı önemini yitirdi. Bugün bir başka İK’cı ile mailleştik. Kişilik envanteri konusunda bana destek oldu çok içten, çok cici, hatta hemen akabince LinkedIn bağlantılarına dahil etti beni işte bu aşamada da iş görüşmesi kısmı önemini yitirdi ve farklı değerler girdi devreye. Ve yine bu sabah telefonla bir görüşme daveti aldım ‘ Sen yarın sabah tam 10′da burada ol da bir görüşelim, bakalım’ cümle aynen bu hayır aslında o benim amcamın oğlu bende onu ziyarate gideceğim. Ama olmaz ki bu ne gereksiz samimiyet, ne hadsizlik, İK uzmanı aradığına emin misin? Teşekkür edip katılamayacağımı bildirdim, öfkelendi bana. Muhtemelen kapadıktan sonra ‘ukala, iş beğenmiyor’ ya da buna benzer cümleler kurmuştur. Kurum büyük olabilir, Türkiye’nin en iyi nakliye firmalarından biri olabilir ama İK pazarlayamadı kendini aksine firmadan, markadan soğuttu. İşte budur; İşe Alımcıdır firmayı vezir de eden, rezil de eden… :)

Sıkıntı yok, kediler de kravat takabilir…. ;)