>Girizgah

>Öyle dolu, öyle yorucu, öyle coşkulu bir haftasonu yaşadım ki… Ruhumu saran, geçen haftamı karalara bağlayan hiç bir olay aklıma gelmedi…

Yazacak, paylaşacak onca şey olmasına rağmen ellerimde derman yok… Bu gece dinlenip yarın huzur içinde bir pazartesi geçirdikten sonra aynı günün akşamına aklımdakileri sizlerle paylaşmayı diliyorum.

Yeni başladığım ama epey yol katettiğim Elif Şafak’ın son romanı İskender…  Kafamda Pembe’yi,  İskender’i, Yunus’u düşünerek bu gece erkenden uyumak istiyorum.

Hafta sonumu güzel yapan herkese… Minnoş kuzenim Oya’ya, perküsyon sınıfıma, yıllardır görmediğim eski arkadaşım Nevruz’a, Yar’a hepsine hepsine teşekkür-ü bir borç…

Şahane bir pazartesi sabahına gözlerinizi açmanız dileğiyle…

Sevgiler,

>Doğru İnsana Yatırım Yapmalı

>Ben, çalışma hayatına çok erken başladım. Adına hayat şartları mı dersiniz ne dersiniz bilemem ama lise talebesiyken ekmeğimi elime almıştım. Sonra da hem okul hem iş derken mücadele devam etti.

Dönem dönem durağan zamanlarım da oldu. Ama genelde koştura koştura geçti günlerim, yıllarım.
Bu bana içinde olduğum dönemde zarar vermiş gibi görünse de hep avantaj sağlamıştır. Bir sürü şirket, bir sürü yönetici ve onlarca değişik iş arkadaşım oldu.

Çeşit çeşit firmalarım, farklı bakış açıları olan yöneticilerim, türlü türlü ekip arkadaşlarım oldu. Zaman zaman benden çok şey götürseler dahi götürürlerken bile bana ne çok şey kattıklarını ancak fark edebiliyorum.

Reklamın iyisi, kötüsü olmaz derler ya (gerçi hiç inanmam ama) ben o lafi tecrübenin iyisi, kötüsü olmaz olarak değiştirdim.

En acı tecrübe bile özünde tecrübe aynı hatayı bir daha yapmamak için bir vesile… En canımı yakan kurum bile bana neler katmış, gözyaşları içinde elimde yanlış beyan ettiğim sgk bildirgesi ile kapısında gittiğim müdürümden yediğim azar… vs vs örnekler çok :)

Dediğim gibi gençtim, acemiydim, zaman zaman yönlendirilme, eğriyi-doğruyu gösterilme ihtiyaçları içindeydim.  Gün geldi işsiz kaldım, gün geldi basit uyarılar yapılmadığı için büyük hataların sahibi oldum.

Şu hayatta, iş hayatımda bir kişi hariç hiç destekçim olmadı. Kimse bana yatırım yapma gereği duymadı. Bilgiler gizlendi, hata yapmam beklendi. Bu salt benim için değil iş hayatına genel bakışıydı bu insanların. Bir yıl boyunca iş ararken etrafımdakiler zerre destek olmadı.
İş dışında şanslı bir olmamla beraber mevzu iş olunca herkes bir elini eteğini çeker oldu.

İşte taa o zamanlar söz verdim kendime… Elime geçen tüm imkanları paylaşacağıma. İşse iş, bilgi ise bilgi. Bir mum diğerini yakarak kendi ışığından hiçbirşey kaybetmez sözünü kendime düstur edinip çıktım yola. Hakikaten evrende destekçim oldu ve çok donanımlı, işine hakim bir insan halini aldım.

Şu an çalıştığım işyerimde bile ki başlayalı sadece 4 ay oldu. İşe ihtiyacı olan iki eski iş arkadaşımı açık pozisyonlara yerleştirmek için çırpındım ve kabul ettirdim. Sonrada gölge gibi izledim onları, kimseye belli etmeden onlarla ilgili çıkan krizleri yönettim ve baş ettim.

Bilgimi hiç esirgemedim. Sormadan karşımda ki merak etmeden paylaştım. Belki ediyodur da nasıl soracağını bilmiyordur diye düşünerek.

Öğrendiğim her yeni bilgiyi, okuduğum her yeni yazıyı, haberi paylaştım çevremle. Siz ne kadar bilgili olursanız olun ekip arkadaşlarınız boşsa maçı kazanamazsınız çünkü…

Ama bazen yanlış insanları seçersiniz yoldaş olarak. O aslında çoktan yolunu seçip, yönünü çizmiştir. Sizin çabanız beyhudedir. Bunu görmezden gelmeye çalışarak çabalamaya devam edersiniz. Hadi dersiniz bu kadar çabuk pes etme, devam et.

Anlatmaya çalışırsınız, kafasına girmeye, doğru gitmesi için, yön değiştirmesi için çabalarsınız. Ufak manevralarla direksiyonunu kırıp doğru şeritte akmasını sağlamaya çalışırsınız.

Bakarsınız akacak gibi sanki… Bir anda ani bir şekilde o direksiyonu yine bildiği yöne çevirir. Tamam dersiniz olur böyle şeyler, zaten kolay olmasını beklemiyordunuz. 2,3,8,10,15 deneme derken baktınız ki yoruluyorsunuz, emeklerinizin heba olmasına acıyorsunuz, incinip, kırılıyorsunuz. Ama en önemlisi ne biliyor musun yanlış insanla zaman kaybederken belki de doğru insanı gözden kaçırıyorsunuz.

Ben dört aydır birinin yönünü değiştirmeye, doğru şeride geçirmeye çalışıyorum. Severek denedim, arkadaşı, en yakını olarak denedim. Tam başardığımı düşündüğüm anda defalarca yarı yolda bıraktı beni ve ben bugün artık çok yorulduğumu anladım. Emeklerim çöpe gidiyordu, boşa dil döküyordum, zaman harcıyordum ve en önemlisi doğru adama yatırım yapma şansımı ve şansını elimizden alıyordum.

Siz, siz olun iyilik yapacağım diye yanlış insanlarla uğraşmayın. Bu ona bir fayda sağlamadığı gibi sizi iyilikten usandırır.

>…

>Bu gece size ofis hikayeleri hakkında detaylar verecektim ama bir süredir bet halimiz gören Annem bana öyle bir yazı ile öyle bir ders verdi ki… Tutamadım kendimi sizinle paylaştım. Şu dakikadan sonrada elim sızlanma, şikayet vb. hiç bir konu hakkında yazmaya gitmiyor.
Alın size Mücadele Ruhu…. Al sana Mücadele Ruhu…

Sevgiler….

>Burası Ne Kadar Yeri Bilmem Ama; Yüreğim Sızladı… İşte Size Minik Can

>İçime çöken yüreğime dokunan gırtlağıma düğümlenen bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum müsaadenizle ;

Nasıl birgündü tam olarak anımsamam mümkün değil. Malum yaş geçti artık hatırladıklarım az ama bazıları çok net. Seninle bunlardan birini paylaşmak istiyorum.

İçimde minicik bir Can ile kalktım o sabah yataktan, bana ait bir Can… Yüreğim sevgi doluydu ikinci kez anne olmanın heyecanı, dünyaya yeni bir eser getirmek, içimde bir su damlasından bir cevher yaratmak tüm bu düşünceler ruhumda, kalbimde eşsiz bir müziğin ritmine kapılmış dans ediyordu.

Gençtim o zamanlar, aşıktım, aşkımın bana aşık olması için belki de yeni bir şanstı ikimize ait bu tertemiz Can…

Heyecandan bir süre gizledim Can’ı, günler birbirini kovaladıkça Can içimde kendini daha da bir hissettirmeye başladıkça, çoşkun bir ırmak gibi dolup, taşan yüreğim tutamadı kendini döküldü ağzımdan müjdeli haber…

En neşeli, en mutlu halimle hayatımıza bir umut ışığı olsun ümidiyle verdiğim müjdeye aldığım cevap
‘ akşama geldiğimde bu piç alınmış olacak’ oldu.

Benim içimde yepyeni bir Can’dı, piç ne kelime… Ruhumu aydınlatan, yerli yersiz yüzümü güldüren, bana anne, evladıma abla diyecek bir can.

Beynimde şimşekler çaktı, mideme bedenimden büyük bir taş oturdu, içimdeki Can huzursuzca kıpırdandı ve istenmediğini hissetmişçesine sessizce çekildi kuytu köşe bir yerlere…

Ben şaşkın Can benden şaşkın… Muhtemelen içimde söyleniyordu ‘ beni, siz istediniz, kendim gelmedim şimdi bu da ne demek’ diye … Cevabını veremeyeceğim sorular soruyordu içimde bu sebeple duymazdan geldim Can’ı…

Zaman su gibi akıp gidiyordu. Aylar sanki gün hızıyla geçiyor bana göre Can, ona göre piç karnımda gün geçtikçe büyüyordu. Belki de sessizce sonunu bekliyordu. Bana soramadan, sonunu bekliyordu. Dünyaya gözünü açacak mıydı, yoksa hiç bilemeyeceği dünyanın bir köşesinde tıbbi atık mı olacaktı?

Oysa, ben biliyordum ki içimde ki Can’dı. İnsan canından cayar mıydı? İçimde büyüyen Can gün geçtikçe beni de büyütüp, törpülüyordu gündüzleri kıpır kıpı ruhumu eğlendiren, konuşmalarıma minicik tepkileri, tekmeleri ile karşılık veren can akşamları o gelince yine bulduğu en kuytu köşeye kapanıp sessizce gecenin bitip sabahın olmasını ümit ediyordu.

Can, içimde sekizinci ayını doldurduğu zaman hala tehdit altındayım. Her sabah, belki bu sefer her şey güzel olur ümidiyle uğurladığım o, yine aynı yüreğimi yakan, yıkan cümleyi kuruyordu ‘akşam geldiğimde bu karnında olmayacak’

Ben dünyada Can karnımda 9 ay mücadele verdik. Onca istenmemesine rağmen Can hayata tutunmayı bildi… Akşamları sessizce durup gündüzleri hayata ve ona inat çılgın gibi tepindi içimde ‘sen korkma ben burdayım ve hep var olacağım’ dedi bana….

İçime asıldı, ruhuma tutundu, sevgimle beslendi, sevgisiyle güç verdi. 9 ay sonra kucağıma verdiklerinde savaştan çıktığı her halinde belliydi, yorgun savaşçı kızım, bir sürü saçları, pespembe etiyle, teniyle kucağımda NİHAYET BAŞARDIM edasıyla yüzüme bakıyordu gözleri yarı açık yarı kapalı… Nasıl yorulduysa bu 9 aylık mücadele de ağlayacak hali yoktu. Sesi çıkmadan koynumda yatan Can, mücadelemizin eseri Can…

Ama verilecek son bir savaşım vardı bu sefer Can’ı karşıtırmadım işe… O, yine geldi yanıma madem lafım dinlenmedi bu doğdu o zaman adı sevgilimin adı olacak dedi… Müjgan!

Ben bunu kabul edemem, hem edersem Can büyüyüp genç kız olduğunda sormaz mı bana bunun hesabını, biz bunca mücadeleyi O’nun sevgilisinin adını yaşatayım diye mi verdik kadın demez mi?
Ben Can’ma baktıkça o kötü günleri anımsamaz mıyım? Hem ben bunca mücadeleyi vermişim burada mı yılacağım. Hayır! dedim adı Gülsün.

Yorgun, mücadeleci kızım adı, Gülsün.

Bazıları hayat mücadelesine daha Can iken başlar.  Bu şans mı, şanssızlık mı bunu bize zaman gösterir. Hayatın zaman zaman çıkmaz yollara zorlu dönemeçlere girebilir.
Sen ki bir su damlası, bir fasulye tanesi kadar küçükken başladın mücadeleye…. 9 ay dünyaya gözünü açmadan girdiğin mücadeleyi kazandın, şimdi mi kaybedeceksin?
Her başın sıkıştığında, her dara düştüğünde Can’ın mücadelesini düşün… elleri, ayakları, kaşı, gözü minnacık Can başardıysa Gülsün elbette başarır.

Annen Günay GÜRCAN

Mücadele Ruhu Buymuş Bu Ruh Bende Varmış Bunun Farkına Varmama Vesile Olan Annem’e Sosnuz Teşekkürler…

Sizde benim gibi birgün mücadeleden yorgun düşerseniz lütfen minik Can’ı düşünün o başardıysa hepimiz başarırız.

>Ekip Ruhunuz Hiç Ölmesin

>Bu gecenin ikinci merhabası;

Bazen aklıma 2 satır düşmezken bazen de sayfalarca yazası geliyor insanın… Genelde ruh hali düşükken daha bir verimli oluyor insan…

Film güzeldi zaten yıllardır severim Harry Potter’ı, merak etmeyin ben onların çocukluklarını bilirim geyiğini yapmayacağım :)

Filmin ortasında Lord Voldemort’un kara büyüsü çöktü salona 5,2 şiddetinde ki depremle bir sallandık kendimize geldik. Zaten 3D olan filmin efektine efekt kattı deprem sağolsun…

Neyse gelelim kendi konumuza ;

Bundan 3,5 yıl önce büyük umutlarla girdiğim şirketimden büyük bir hayal kırıklığı ile çıktım bir Cuma günü elimde koli ile…

Ekip arkadaşlarımın bir çoğunun amacı kendi başarıları ile bir yere gelmek yerine, başkalarının başarısızlıklık ve talihsizlikleri ile prim yapmaktı. Bu durum beni çalıştığım kurumdan, arkadaşlarımdan, bu duruma göz yuman yöneticilerimden hatta kurumun markasından bile nefret ettirdi. Uzun süre şartlar, mecburiyet, cesaretsizlik adı her ne ise buna boyun eğdim. Ama o gün benim için dönüm noktası oldu karar aldım ve her şeyi göze alarak istifa mektubumu yazdım. 18 Mart 2011…

Kapıdan çıktığım gün vücudumun her yeri ürtiker denen hastalık yüzünden yara içindeydi. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda o kapıdan çıkarken kendime söz verdim. Bundan sonra güvenmediğim bir ekiple, güvenmediğim bir kurumda beş dakika bile harcamayacaktım.

Ekip ruhu, çalışanların en büyük silahı. Hep en güvendiğim atasözü olmuştur ‘birlikten kuvvet doğar’ gerçekten böyle. Birliksen, dirliksin. Bunu kimse inkar edemez. Elele vererek büyürüz ancak iki elimizi de kendimiz tutarsak daracık bir çemberin içinde kalakalırız.
Ama 5 kişi elele verirsek daha büyük bir çember yaratırız. Daha çok şey alabiliriz ortamıza.

Bundan sonra biraz daha mahalle ağzı ile yazacağım.

Zayıf insanları kimse sevmez. Güç, hayatın her alanında olmazsa olmaz. İş hayatında pasif, sessiz, kendi halinde durarak bir yerlere gelmiş birileri varsa bana gösterin ben hiç tırmalamadan, alnından ter akmadan, uykusuz geceler geçirmeden bir yerlere geleni görmedim.

Patronun çocuğu, torunu, yeğeni falansan iş ayrı. Zaten onlar hayatlarının hiç bir anında bu tiltin arkasına sığınırlarsa hiç bir yere gelemezler.

Uzun zaman önce sarsılan kurum inancım yeni ofisimde ki şeker şerbet insanları tanıyınca biraz olsun düzelmeye başlamıştı… Taa ki bugüne kadar.

Bugün ofis asistanı arkadaşım ve beraber iş yürüttüğüm çalışma arkadaşım dışarıda ki işleri sebebiyle şirket içinde olamadılar.

Onların işlerinin büyük bir kısmı demek isterdim ama neredeyse tamamı bana kaldı. Ben kendimi iyi tanıyorum hayatımda hiç bir zaman işten kaçmadım, bilakis saçma sapan işler yarattım kendime..

Beni yapan yöneticim Ramazan Kayan’a, beni komplekssiz, egosuz yetiştiren canım anneme çok teşekkür ediyorum.

Bugün onca yoğunluğumun içinde saçma sapan egoları yüzünden faksını bile ofis asistanına çektirenler bugünde bana yaptırmaya çalıştılar. Mevzu ne faks çekmek ne de başka bir şey hepimizin orada olma amacı aynı… Kazanmak&Kazandırmak…

Ama bunu saygı ve sevgi çerçevesinde gereksiz duygulardan arınmış olarak yapabilmek gerek.
Benimle çalışan arkadaşlarım çok iyi bilir, birinin bile itiraz etmeyeceğine adım kadar eminim. Her işi yaparım, hiç bir işten gocunmam, mutfağa gider, gelirken müdürüme kahve de yaparım. Taa ki bana artık saygı duyulmadığını hissedene kadar.

Bu sefer kendime gerçekten söz verdim. Asla ama asla kuruma ve ekibe inancımı kaybettiğim bir mecrada zaman kaybetmeyeceğim.

Bir takım beklentilerim var düzeleceğini umduğum sıkıntılar… Bu haftayı bunlarla mücadele ederek geçireceğim. Henüz güvenimi sarsmamış arkadaşlarım var bunları düşünerek bir hafta daha sabredeceğim. Bana içine girdiğim yolda destek olacağına dair söz veren arkadaşlarım var ya da arkadaşım onun sözüne ne kadar sadık kalabileceğini görene kadar bekleyeceğim. 3,5 aydır sistem sistem diye parçalandığımı fark etmesini umduğum yöneticilerimin tepkisini bekleyeceğim.

Şayet beklentiler umduğum gibi olmazsa kendime 18 Mart’ta verdiğim sözümü tutacağım. Benim artık çıkmaz sokaklarda kaybedecek zamanım yok.

Çalıştığınız kuruma ve ekibinize olan güveninizi hiç kaybetmemeniz dileğiyle…

>Pazartesi pazartesi olalı böyle sendrom görmedi

>Bu şirkete girdiğimden bu yana en yoğun, en sevimsiz pazartesi mi nihayete erdirmiş olmanın mutluluğu içindeyim. Bloguma ilk kez mobile kayıt giriyorum, dayanamadım iki üç satır yazasım geldi.

Bugün şunu bir kez daha fark ettim ki şirketi şirket yapan, başarıya sürükleyen ekip ruhu, aynı dili konuşmak, beden ve ruh birliği… Eğer işin içine kahrolası egolarımız girerse iş hayatı çekilmez bir hal alıp, kişiyi ve kurumu başarısızlıktan başarısızlığa sürüklüyor. Çok acıdır ki ben çiçeği burnunda şirketimde bugün o ekip ruhundan eser olmadığını gördüm. Gerçek yüzüme tokat gibi çarptığında kocaman bir meydanda annesini kaybetmiş çocuk acizliğini tüm ruhumda, beynimde ve bedenimde hissettim. Bu ruhu şirketime nasıl kazandırırım çabası içine girmek için geç olmadığı ümidiyle yarın etrafımdakilere iş arkadaşım gözü ile değil bu ruhu aşılamam gerekenler olarak bakmayı deneyeceğim. Bunu başarmam dileğiyle…
Şimdi elimde kocaman buz gibi bir kahve ile Harry Potter ve Ölüm Yadigarları’na giriyorum.
Gece bu konu hakkında neler yapabilirim başlığı altında yine bir şeyler karalayabilmeyi istiyorum…
Şimdilik Hoşkalın, Sevgiler
(Hoşça değil hoş kalın! )

>Pazar Demek IK Ekleri Demek

>

Bu hafta kariyer ekleri ile epey haşır neşir oldum. Yar ile geçen bir hafta sonu olmasına rağmen brunchda fırsat buldum okumaya…

HT Kariyer ve Hürriyet IK en sevdiğim ekler. Bu hafta güzel konular vardı ama bazı iş ilanları özellikle ilgimi çekti. Gazetlere verilen iş ilanlarının firmanın kurum kültürünü ne kadar yansıttığını fark ettim. Sert, keskin cümleli iş tanımları, koyu koyu renkte ağır, ağdalı ilanlar, gereksiz uzatılmış iş tanımları, saçma sapan beklentiler, renkli cıvıl cıvıl ilanlar…

Karşıdan bakınca firma hakkında epey fikir edindiğimi düşündüm. Tamam bundan birkaç ay önce bizimde çok kalitesiz bir ilanımız çıktı ama biz acemi IK Müdürü kurbanı olmuştuk, herkesin bu talihsizliği yaşadığını düşünmüyorum.

İlanlar kurum kültürü, yönetim, şirketin çalışana bakış açısını göstermekle kalmıyor, bence firmanın reklamını da yapıyor. Bu arada reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığına kesinlikle karşıyım. Reklamın kötüsü olur adamı da markadan buz gibi soğutur.

Mesela, buradan söylemek ne kadar doğru ama Garanti Bonus’un HT Kariyer’de ki ilanına bayıldım.
Markanın reklamlarına, çalışma tarzına, kültürüne ne uygun bir reklam olmuş.

Seveni+Geleceği+Fırsatı En Bol Kariyer!!!

Cici bici kocaman bir ilan alt tarafı kredi kartı satış elemanı arıyorlar. Ama ben bayıldım. Mesela Erciyes Baklava&Börek Genel Müdür arıyormuş. Kahvrengi abartıdan uzak, son derece resmi tam bir başkent ilanı… Erciyes böreğe girip de ‘abi bana ver ordan 1 kg. kol böreği’ demem ben eğer birgün yolum düşerse… :)

Birde Hürriyet IK’nın yarım sayfa ayırdığı kendi reklam metnini çok beğendim.
‘Bir ilan okudum hayatım değişti’ cümlesini kullanarak kendi kendine reklamını yapmış çok da hoş olmuş. Alt satırada ‘Hayatınızı değiştirecek iş ilanları Hürriyet IK’da’ demiş.

Bunların dışında, ofiste beslenmeden, tatili kariyer için olumlu hale getirme önerileri, neden başarılı sunum yapamadığımıza kadar yine okunası bir çok konu var.

Ama benim dikkatimi çeken haber şu ;

Bu aralar yeni bir ürünü piyasaya sunmaya hazırlanıyoruz. Ürün lansmanından sonra burada da paylaşacağım zaten. Bu ürün için hummalı bir çalışma ofiste devam ediyor. ( Bu durum en çok bana yarıyor, yöneticim bu konuya öyle yoğunlaşmış durumdaki bana pek uğramıyor :)
Bir yanda reklam çekimleri bir yanda son hazırlıklar derken bir yandan da müşteri ilişkileri ile ilgili call center çalışmaları devam ediyor. Bu bağlamda bir kaç call center ile görüştüm. Çalışma şartları, şekil şartları vs. derken callpex ile kesişti yolum. Callpex’den Burçak Bey ile görüştükten sonra bana bir teklif yolladılar teklif alternatifli bir teklifti.

İstanbul ve Bingöl alternatifli… Bingöl’de de bir çağrı merkezi tesis etmişler ve tercih edilmesi halinde oraya yönlendirip hizmeti Bingöl’den de satın alabiliyorsunuz.

Düşününce istihdam yaratmak, yeni meslekleri büyük şehirler dışına yaymak adına çok verimli bir adım olmuş. Memleketin o köşelerinde istihdam en önemli sıkıntıların başında gelmekte. Bu yenilikçi fikir diğer firmalarada örnek olsun umuduyla konuya dönüyorum.

Callpex, Bingöl merkezini Mart 2011′de açmış. İlk etapta 150 kişiyi istihdam eden firma bu sayıyı kısa bir sürede ikiye katlamış. Yıl sonunda bu rakamın bine ulaşması hedefleniyor. Hal böyle olunca yeterli sayıya ulaşmak adına IK akıllıca bir harekette bulunmuş ve istihdam için 20 bin kişinin cebine SMS göndermiş.  İlk gün 900 kişi başvuruda bulunmuş. Firma bununla kalmayıp, çalışanları eğitmek adına Bingöl Üniversitesi ile anlaşıp uygun gördüğü adayları sertifika programına dahil ediyor.

Programda, dinleme, konuşma, itiraz karşılama, doğru ses kullanımı, ses tonu ayarlama, diksiyon vb. eğitimler veriliyor. 3 haftalık 60 saatlik bir program.

Adaylarda, minimum lise mezunu olmak ve insan ilişkileri kuvvetli, iletişime açık olmak aranan özellikler arasında…

Avea, TTnet, Pegasusu gibi firmalara hizmet veren Callpex için Bingöl ilk aşama. Anadolu’da da çeşitli noktalarda bu hizmeti vermek firmanın yakın gelecek hedefleri gibi duruyor.

Ne diyelim bol şans…

>Hayatla Başedemeyenler

>Her şeyimize ne kadar özeniyoruz düşündüğümüz zaman… Cep telefonu, bilgisayar, araba, ev, kalem, kitap vs vs…

Sahip olduğumuz şeylere gözümüz gibi bakıyoruz. Sabah uyandığınızda arabanızın baştan sona çizilmiş olduğunu düşünün öfkeden delirir, binlerce küfürü aynı saniye içine nasıl denk getirebildiğinize bir süre şaşıracağınız bir performan sergilersiniz.

Düşününce para vererek sahip olduğumuz şeyler pek bir kıymetli… Eeee kolay mı biz o parayı kazanmak için günde 10 saat dirsek çürütüyoruz pek tabi kıymetli olacak.

Ama hayatımıza hiç değer vermiyoruz. Sanki bu bitince yerine daha bir sürü hayat hakkımız varmış gibi tüketiyoruz, ellerimizin arasında akıp giderken umursamazca bakıyoruz peşi sıra…

Tamam hayat, elbette akıp gidecek bunu önlemenin zaten bir yolu yok, ama bunu daha kaliteli, daha sağlıklı, daha yaşanılır bir hale getirmek mümkün.

Hayatta her şeye sahip olabiliriz ama dediğim gibi hayatta her şeye sahip olmak için öncelikli şart hayatta olabilmek.Hayatı hangi akla hizmet bu kadar hiçe sayabiliyoruz anlayamıyorum. Size burada yazıyorum da ben gerektiği gibi yaşıyor muyum? Hayır.

Bu soruya evet cevabı vermek için çabalıyorum ama bunu gerçekten yapıyorum.

Hayatla baş edebilmek için çaba sarf edelim bunu yapabiliriz.
Dün geceden beri Amy Winehouse var aklımda… 27 yaşında, şöhretin zirvesinde ölmek onun kaderi değil, tercihi oldu. O hayatla baş edemedi. Biz edelim.

Hayat, bir tane ne kadar kaldığına dair en ufak bir fikrimiz yok… Hepsi bu kadar.

Sevgiler…

>Bu Bir İş İlanıdır :)

>Beni delirtecek bu sıcaklar, birde bir türlü bulamadığımız IK müdürü!!!

Bilenler biliyor ben bilmeyenler için yazıyorum efendim, malumunuz ben 3,5 aydır orta ölçekli, yarı kurumsal, şeker, şirin bir şirkette çalışmaktayım. Beni işe alan IK müdürü ile 1,5 ay önce yollarımızı ayırdığımız günden bu yana müdür aramaktayız. Ama yok nerede :(
Bazen günde 3 aday ile görüşme sağlıyorum zaten bir süre daha bulamazsak ben bildiğiniz İşe Alım Uzmanı olarak kariyer hayatıma devam edeceğim. İlerde anlatırım artık ben bir şirkete girdim oraya IK müdürü ararken telefonlarda yaptığım ön mülakatlar sayesinde bugünlere geldim diye :)

Neyse işte kariyer.net, secretcv, gazete ilanları hatta ben twitterdan bile arıyorum ama tık yok! Bizim beğendiğimiz bizi beğenmiyor, bizi beğenenler bize uymuyor anlayacağınız dandik bir durum içerisindeyim. İnsan ağız tadıyla kendine bir müdür de seçemeyecekse….

Eğitimlere konuşmacı olarak katılan IK yöneticilerini ağzımın sağ tarafında sular akarak izlerken sapıklar gibi hayal kuruyorum ‘ahh ahh bana da böyle bir müdür nasip et Allahım’ diye… Bu durum bende paranoyaya sarmadan bir müdür bulsak şaka maka şahane olacak.

Belki bu yazıyı biri okur da tanıdık biri vardır etrafında diye olayı kısaca özetliyorum ;
Grup firmalarımızdan Empi’ye 20 kişilik bir ekibi yönetecek performans değerleme, kariyer yönetimi vb insan kaynakları akışında destek olacak bir müdür arıyoruz. Zaman içinde grup müdürü olmaması için hiç bir sebep yok tabi ben ayağını kaydırmazsam :p

İşyeri Hadımköy’de dediğim gibi şeker şerbet cici insanların olduğu (benim gibi) bir ortamda yöneticilik yapmak cidden çok eğlenceli….

Onca portaldan birini bulamayıp da benim üç günlük blogdan biribi bulsak ne sükse yaparım şirkette bilmem farkında mısın? :)

IK müdürü konusu bu kadar…

Diğer olayları az sonra farklı bir başlık altında yazacağım. Onlar biraz daha güncel konular IK müdürü iş ilanının altında ciddiyetten uzaklaşmayayım.

Bu arada işler çok yoğun değil gelen müdürü fazla yormayacağız. Zaten konuya ilişkin resimde durumu özetliyor. :)

Sevgiler…

>Hafif Bir Derleme Toplama Yazısı

>Gelelim diğer mevzulara ;

Bu aralar az öncede yazdığım gibi sıcaklardan çıldırmak üzereyim. Dün Kuruçeşme’de konserdeydim. Konserde herkes Bülent Ersoy kıvamında elinde envai çeşit yelpaze modelleriyle takılıyordu. Hatta arkamdaki karı-koca çaktırmadan dibime kadar girmişler benim rüzgarımdan faydalanıyordu… :)
Sıcaklara karşı dayanışma içine girdik herkes elindeki yelpaze ile önünde arkasında fenalık geçiren kim varsa yelliyordu… :)

Bu aralar sosyal kelebek olma modunu biraz abarttım sanırım büyüyemeyen ergen modeli çizdiğim şu günlerde o konser senin bu sergi benim o kurs senin bu kurs yine benim modunda haldur huldur koşturup duruyorum.

Ama bu arada yine sizinle paylaşacak kitaplar okumaya devam ediyorum. Kaynağım İnsan’da İpek Hanım yaz tatili için kitap önerilerinde bulundu. Öyle bir azmettim ki kitabı paylaşanla yarışa girdim adeta yaz sonuna kadar paylaşılan kitapların neredeyse tamamını okuma gayretindeyim.

Önerileri sayesinde okuduğum İş Yaşamında 100 Kanguru benim Şerif Bey’i yakından tanımama vesile oldu. O kitabın ardından Sistem Liderliği hakkında detaylı bir çalışma içine girdim. Bu çalışmayla beraber yine A.Şerif İzgören’in Şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır ve avucunuzdaki kelebek kitaplarını da tamamladım.
Hemen hepsi de aynı etkiyi bıraktı üzerimde… Sistem Liderliği konusunda beklediğim destek çalışmaları tamamlayınca (Volkan bu kısım senin içindi!!!) tekrar derleyip son kontrolden geçirip burada paylaşacağım ama en önemlisi bunu şirkette uygulamaya başlayacağım. O arada IK Müdürü’de gelirse tam süper olur ya neyse hayırlısı….

Bu akşamda yine evde fenalık geçirince attım kendimi sokağa en sevdiğim iki şeye sarıldım hemen… Starbucks chocalate frappucino ve vişneli puro :) Açık havada keyif yaptıktan sonra tuttum Inkılap’ın yolunu Beylikdüzü 5M Migros AVM’de ki Inkılap Kitabevi şubesi çalışanları bence bu iş için doğmuş şahane insanlar… Her kitap hakkında fikirleri var her kitabın yerini sanki koca mağazada bir tek o kitap varmışçasına çabuk buluyorlar. Ve uzun zamandır tüm yeni çıkanlar %20 indirimli… Bilginize….
Neyse bu akşama dönersek yine 1 tanesi Kaynağım İnsan’dan olmak üzere iki kitap satın aldım. Biri yeni takıntım A.Şerif’in MOKS isimli kitabı diğeri İdil Türkmenoğlu’nun Pozitif Yönetim isimli kitabı.
İkisine de başlamak için heyecanlanıyorum. Taze bir fincan kahveden kapağını ilk benim açtığım kitaba kadar yeni olan her şey beni çok heyecanlandırıyor.

Önce Moks ile başlayıp yarın akşam tamamlayıp sonra İşyerinde keyifli ortam yaratmaya yönelim yazılmış pozitif yönetime başlayacağım.

Bu arada cumartesi perküsyonda ikinci dersim onda ikinci haftam olmasına rağmen hala heyecan verici…

Kocaman Sevgiler
İyi Geceler
Şahane bir cuma şahane bir haftasonu getirsin hepimize…