Bu şimdilik burada dursun :)

ve sanık Recep Yanık’ın beraatine….

Sevgili Aquamatch ya da Denizsu ve Atık Su A.Ş.

Nisan ayından bu yana bize yaşattıklarının hesabını size sormadan bu hesap sıfırlanacak, defter kapanacak, kalem kırılacak zannediyorsanız çok yanılıyorsunuz. Adına kin de, nefret de, intikam de, hak de, hukuk de ne dersen de!
13 Temmuz 2016
2 Kasım 2016

Fabrikanızda, ofislerinizde, şantiyelerinizde gerçek hırsızlarla kol kola gezip, selfieler paylaşıp, Recep’in arkasından atıp tutan herkesten hesap sorulacak.

Bu arada konuyu bilmeyenler için ufak bir açıklama;

Geçen yıl benim istifamdan kısa bir süre şantiyedeki baskılara dayanamayarak istifa edip Londra’ ya yanıma gelen Mühendis RECEP YANIK’a adice bir şekilde iftira edilmiştir. Yaklaşık Nisan ayından bu yana süren duruşmalar neticesinde yalancı şahitlikle bu işin altından kalkamayacağı anlayan şirket avukatını duruşmaya göndermemiştir, duruşmaya mazeret bildirilmiş ve hakim tarafında reddolunmuştur. 2 Kasım 2016 tarihinde hakim, Recep Yanık’ın beraat kararı ile duruşmayı sonuçlandırmıştır.

img_1011

Zorunlu BES vs Zorunlu PES

Şimdi bir de başımıza bu çıktı kimse kusura bakmasın ama asgari ücretli işçi karnını doyuramıyor değil yatırım yapmak. Bir çoğumuz bugünü kotarmanın derdindeyiz acı ama gerçek ki kimse 56 yaşından sonra bağlanacak 3 kuruşluk bireysel emeklilik hayalini kurmuyor, kuramıyor. Bu sene sözüm ona asgari ücret iyileştirildi, refah seviyesi yükseldi. Hadi canım oradan 1.300 TL’nin içine asgari geçim indirimini yedirdiniz yetmedi 6. ay artışını da kaldırdınız. Hoooop kepçe kaşık hikayesi sadece dökülenleri toplayarak yine işçiden fazla doydunuz. Hakkını yiyemem işverene de sağlam yük bindi. Şimdi bir de bes deniyor üstelik zorunlu bankaları zengin etmek dışında faydası nedir bilemedim. Elbet gönül ister herkes geçinebileceği paralar kazanıp, geleceğine yatırım yapsın ama sen asgari ücretlinin ayda 50 TL’sini zorunlu yatırıma ayırırsan o iş adamı yorar. 50 lira deyip geçmeyin insanlar ucu ucuna ‘geçinemiyor’ kuruş hesabı yapıyor. Kaldı ki ben de şahsi fikrim bireysel emeklilik yatırımı yapmak istemiyorum. Anadolu kadınıyım ben altın alıyorum belki, sanane kardeşim. Sen firmaları denetle, sigortayı kontrol et. Kim bilir kaç bin sigortasız işçi var, maaşı asgariden ödenenleri saymıyorum bile zira bu türk işverenin dahiyane zekasının ürünü. Beni özel sigortaya, bireysel emekliliğe muhtaç etme, firmaları, göbeğini kaşıyan patronları denetle! Benim işverenim neden ayda 1 milyon TL prim öderken seninki 250 bin TL ödüyor. Yine birilerinin cebi dolarken yine işçi yırtık gömleğe, akşam 8′den sonra pazar çıkmaya mahkum.
2017 itibari ile geçerli olacak BES’e işveren katkısı olmayacak ise işçi zorunlu tutulacak ise sonuna kadar bireysel olarak karşıyım. Şayet çok ağır şartlarda olmayan cayma hakkı olursa hiç düşünmeden cayarım. Ayda 100 TL’mi ya da artık her ne kadar ise kimseyi zengin etmek için atamam bir bilinmeze, gider sushi yerim o paraya.

Haydi kalın sağlıcakla, yakında detaylar açıklanır yine bir bakarız neymiş, ne değilmiş.

Bu arada detaylarını yazma gereği duymadım zira her gazete uzun uzadıya yazdı onlardan farklı bir bilgi bende de yok.

Keser dönünce sap ne oluyordu?

indir
Ne zamandır yazmak isteyip bir türlü kafamı toparlayıp yazamadığım bir konu hakkında bir kaç satır yazmanın nihayet vaktidir.
Geçtiğimiz kış ve ilkbahar ayları bizim için biraz sıkıntılı geçti. En yakın arkadaşım işlemediği bir suçtan dolayı adi bir şekilde yargılandı. Herkesin bildiği gerçekler çarpıtıldı, üstü örtüldü ve bir günah keçisi seçildi. Sonrası bildik hikaye duruşma süreci, insan ne kadar suçsuz olduğunu bilse de zaman zaman aksayan adalet sistemini eehh bir de en büyük öğrenilmiş çaresizliğimiz olan ‘güçlü haklıdır’ felsefesini ne yapsa atamıyor aklından.

Sanık 26 yaşında, çakı gibi mühendis. Doğruluğu, dürüstlüğü bal gibi aşikar. Askerlik öncesi ve sonrası 4 yıla yakın hizmeti var şirkete. Dünyanın öbür ucunda iş var deseler gitmiş. Öyle bir çocuk. Müşteki, sanığa yeni işine girmesi için referans olmuş, beraber bir çok proje yürüttüğü iş arkadaşı, şahit mahkemeye çıkmaya korkan, sanıkla en fazla 3,5 kez bir araya gelmiş başka bir mühendis. Şirket: #aquamatch

Ben çok genç yaşlarda babası tarafından terk edilmiş, büyük zorlukların göbeğine çocuk denecek yaşta atılmış, büyük kayıplar, terk edilişler yaşamış hepsinin sonunda içimdeki gerçek beni bulup hepsini affetmiş bir kadınım. Ama #aquamatch affedilmeyecek. Şunu öğrendim ki insan kendi canı yanınca sineye çekiyor ama sevdiklerinin uğradığı hasarı kaldıramıyor. Onların gözlerinin ışığını söndürenleri sonsuza dek karanlığa gömmek istiyor.

Gerçek hırsızları görmezden gelip, her türlü pisliğin sırtını sıvazlayıp masum bir insanın uykularını kaçırmanın bir bedeli elbette olacaktır. Hiç bir lafım afaki değildir, merak eden varsa (avukatları, şirket sahipleri, ortaklar ya da müdürler) hepsi ile tek başıma karşı karşıya gelecek gücüm de, cesaretim de, kanıtım da var. Ben bir çektiğimizi bilirim bir de biz çekerken gerçek hırsızların sürdüğü sefayı. Şimdi, bu yazı burada dursun. Ben Kasım ayında yapılacak 2. duruşmayı bekliyorum. Benim can parçamın gözünün içindeki ışık bir daha sönerse işte o zamandan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim.
Hep derim yine diyorum insanların incecik çizgileri, zaafları, hassasiyetleri, yumuşak karınları var. Dokunmayın oralara, yanaşmayın, deli damarları okşayın sakın sıçratmayın. Şunu hepiniz bilin ki canı yanan, can yakar. Bu size böyle apaçık, korkusuz, umursamaz kocaman bir selam. Şimdi alın bu selamı ya dosyanıza koyun ve 2.hatayı yapmadan sicilinizi temizleyin ya da halep de arşın da burada, buyurun erler meydanına.

Selamlar
Gülsün

Dilekçe yazılır, mühür basılır

dilekce-arzuhal
İnsanların tahammülsüz, çok asabi ve öfke kontrolünü nerede ise hiç yapamadıkları günlerdeyiz. Toplu taşımada, ofislerde, apartmanlarımızda ve hatta sosyal medya hesaplarımızda. Bazen öyle şaşırtıcı yazılar, yorumlar okuyorum ki aklım uyuşuyor. Son derece sıradan bir fotoğrafın altına akla gelmez hakaretler, üzücü, yıpratıcı yorumlar. Apartmana girerken sizden 1 adım önce girmiş komşunuzun kapıyı tutup, selamlaşmayı seçmek yerine küt diye kapıyı yüzünüze çarpıp, koşar adım asansöre binip, kaybolması.

Neyse konuyu bağlamak istediğim yer başka, konu bu öfke patlamaları esnasında insanların birbirlerine isteyerek ya da tamamen öfkesinin kurbanı olarak sarf ettiği cümleler. Hakaretler, tehditler. Malumunuz bu aralar önüne gelen beni tehdit ediyor, hal böyle olunca oturup bu konuyu ciddi ciddi araştırdım. Neler yapılabilir, nasıl önlenebilir diye sonra fark ettim ki özellikle tahdit konusuna ilişkin çok ciddi yaptırımlar var. Gerek fiilen yapılan tehditler yani yaralama, korkutma, mala ya da cana zarar vererek, gerekse yazılı, sözlü tehditler savcılık tarafından baya baya ciddiye alınıyor. Sosyal medya üzerinden (twitter biraz zor) yapılan tehditler özellikle günümüzün vazgeçilmez iletişim kanalı whatsapp üzerinden sesli ya da yazılı tehditler için diyebilirim ki nerede ise savcılık aynı gün içinde soruşturma başlatıyor. Benim de şu an savcılığa intikal etmiş bir şikayetim var, belgeleri henüz teslim etmedim, durumu düzeltmeleri için kendilerine yazılı olarak talep gönderdim. Henüz ciddiye alınmadı fakat cumaya kadar bekleme süresi verdi savcılık, cuma günü ya gidip belgeleri teslim edeceğim ya da şikayetimi geri çekeceğim. Savcılığa başvuracağınız gibi herhangi bir kolluk kuvvetine de başvuru yapabilirsiniz. Bahse konu tehdit bir iş ilişkisi kaynaklı ise süreci bildirimde bulunmanıza rağmen önlemediği için işvereni de şikayet hakkı doğuyormuş, benim durumum böyle. Aslında başımıza gelen bir çok belanın sebebi haklarımızı yeterince bilmiyor olmamızdan kaynaklanıyor. Benim durumum için savcılık koruma dahi talep edebilme hakkım olduğunu söyledi. Hatta bir an kendimi korumalarla hayal etmedim de değil :p işin goy goyu bir yana yok öyle önüne gelenin asarım, keserim demeye hakkı, gidin şikayet edin, paşa paşa versin ifadesini aklı başına gelsin. Araştırırken karşıma çıkan örnek bir olayı da hiç kesip biçmeden kaynağı ile aynen paylaşmak istiyorum… Kadıncağıza gülsem mi üzülsem mi bilemedim, kocacığına demiş ama o :)

”Slm baran bey 5 ay once gittigim kuaförde kuoforun isini dikkatsiz yapmasi sonucu beni yaralamasina maruz kaldim.vucuduma 4 dikis atıldı ve adli rapor tutuldu.bunun sonucunda kuofore dava actim.kuofor de ifadesinde onu tehdit ettigim yonunde beni sikayet etmis.kocacim ben bu kadini dovsem suclu olurmuyum diyerek onu tehdit etmisim.ben bu sekilde bir cumle kullanmadim zaten yaralandigim icin sinir krizi geciriyordum ve şoktaydim.ve 2 aylik bebegim vardi.yaninda calisan bayani yalancı şahit göstermiş.sonuc olarak 2 durusmada hakim karara bagladi.kuofor taksirle yaralamaktan 100 gun para cezasi aldi 2000 tl. ve 20 taksit.banada tehdit sucundan 2 ay 15 gun hapis cezasi verdi.avukatimda bende saşirdik kaldik.ona soylenmis bir tehdit yok.soylemedim ama farzetki soyledim kocama soylemis oldugum soz tehdite girermi hem yara aldim adalete guvendim birde ceza aldim bu durumda bana yol gosterirmisiniz ne yapabilirim.haksizliga uğradım”

İlgili link;

https://barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/tehdit-sucu-sartlari-cezasi.html

Yazıyı yazarken aklımdan bu şarkı geçti, dinlenesi, hem Barış abinin sesini de özlemişim.

Hamiş: Babaannem Bakırköy’de eski adliyenin orada otururdu, ona giderken okumayı yeni sökmüş Gülsün yaşlı amcaların önündeki yazıları okurdu o günlerden aklıma en çok kazınan da Arzuhalci idi.

Çürük elmayım ve halimden çok memnunum

3 gün önce facebook’ta daha önce denk gelmediğim bir ik bloguna rastladım. Blogunda kendince enlerini yazmış. Yazısını okudum, emeğine sağlık pek tabi, fakat kendisinin yazmaya hakkı olduğu gibi benim de fikir beyan etmeye hakkım olduğunu düşünerek artık bu blog ve blogger sıralamasından çok sıkıldığımı, insanların sürekli kendi iradeleri dışında kategorilere ayrılmasından rahatsız olduğumu dile getiren bir ileti yazdım şahsi facebook sayfamda. Beğenenler ve aynı fikirde olanlar ileti altına görüşlerini paylaşırken saçma sapan bir şekilde aksini düşünenler bu konu hakkında görüşlerini kendi sayfalarında laf sokma şeklinde sergilediler. Bir blogger arkadaş üretmeden eleştirenler doldu tehlikenin farkında mısınız dedi, diğeri ise iletimi etrafta dolaşan saçma sapan iletiler olarak nitelendirdi. Gönül isterdi ki karşılıklı konuşarak ya da yazışarak fikirlerimizi paylaşabilse idik. Her neyse bu vesile ile;

Sizler muhteşemsiniz ben çürük elmayım
Sizler harika, çok önemli işler yapıyorsunuz ben çürük elmayım

Bu örnekler uzar uzar uzar… Netice hep şuna varsın ben çürük elmayım ve halimden memnunum.

Ben kendi halinde 6 senedir iyi kötü bu blogu ayakta tutan, özel ve zor zamanlarım dışında elimden geldiğinde zaman ayıran, hiç birinizin cesaret edemediği kadar gözü kara yazıp koskoca şirketleri karşısına alıp, yaşadığı tüm deneyimleri isim vererek, kurum adı vererek gerçekten fayda sağlayacak şekilde yazan bir kadınım. Blogger falan değilim, sıradan eli az da olsa kalem tutan bir iş insanı, bir kadınım. Çıkarın beni listeden, davet etmeyin etkinliklerinize, ‘En’ ler listenizde en çürük elma kategorisine beni koyun hiç dert değil, gerçekten. Tekrar söylüyorum bugünden ve bu yazıdan itibaren hiç bir listede, hiç bir etkinlikte, hiç bir davette, 3-5 kıymetli insanın ki hariç kati suretle bulunmayacağım. Çok rica ediyorum beğenmiyorsanız ikburada ve şahsi sosyal medya hesaplarımı terk ediniz. Ben ortak fayda sağlamak, paylaşmak, bir şeyleri değiştirmek için buradayım. Şeker bir kız olayım, istediğiniz şeylere söyleyeyim ve sizler beni sevin diye değil.

Mutlu cumalar

Verdiler önüme bir daktilo ve şaryo dedim!

Şu dönemlerde gerek lise gerekse üniversite öğrencileri arasından staj dönemleri gelenler bir kıpırdanmaya ufaktan paniklemeye başlar.

Ben 100 yıl staj yapmış bir insan evladı olarak stajyerin halinde çok iyi anlarım. Lise stajıma takriben 1 sene önce başlayıp bitmesi gereken sürenin sonuna da 2 sene daha eklemiştim.

Cevval bir gençtim, elime tutuşturulan her işi eksiksiz yapardım. Nasıl eksiksiz aklınız almaz. Durun, anlatayım;

Kapalıçarşı’da bir kuyumcuda staj yapıyorum, kocaman bir hanın buz gibi, pislik içinde bir ofisinde 3-4 muhasebecinin yanına verdiler beni. Okurlarsa da kusuruma bakmasınlar ama orta doğu ve balkanların en itici karı-kocası. Karı koca olduklarının adamın dedikodusunu kadına yaptığında anlamıştım ki aman aman. İşe girdiğim ilk gün tabi ki masam falan yok yemek yediğimiz masaya oturttular beni önüme de Nuh devrinden kalma bir daktilo bir sürü de tasarruf teşvik formu verdiler neyse gençler bilmez, öyle tuhaf bir şey.

Oturdum önümde daktilo, formu koyuyorum dolduracağım, G tuşu çalışmıyor ama ben bunu bilmiyorum, yazıyorum yazıyorum G tuşuna basınca abidik gubidik bir işaret çıkıyormuş. Ben de ilk günüm şov yapacağım ya 10 parmak yazıyorum şıkır şıkır satır sonlarına gelince artistik bir hamlede ŞARYO diyerek atıyorum başa. Formu bir çıkardım bütün G’ler bozuk. Sen G’sin ya neden her kelimede geçmişsin anlamadım. Haydi taktık formu yeniden yazıyorum, bu sefer tek tek vurup tuşlara G’yi boş geçip sonra çıkarıp siyah kalemle G yapıyorum vs. Formları bitirdiğimde akşam olmuştu. Bu arada yanlış yaptığımı söylemedim, hatalıları 10′ a katlayıp kot cebime sokuşturdum. Tamam dedi Müdür şimdi git bunu Ziraat Bankasına ver. Yarın da diğerlerini yazarsın. Diğerleri mi??!!!??? İyi güzel de elimde 1 tane bile boş form kalmamıştı. O an ölüyorum zannettim. Çemberlitaş Ziraat Bankası’na gittim. Kadına ağlamaklı gözlerle formları teslim ettim. Uyuz bir tahakkuk verdi elime. Titreyen sesimle dedim ki bana bu formun boşundan lazım nerede satılıyor. Git dedi şu kapıdan gir oradan al pıt pıt ürkek adımlarla girdim kapıdan baktım destelerce form. Hazine bulmuş gibi oldum o an baktım cebimde var 3-5 bir şey tamam dedim en azından ziyan ettiğim kadar alayım. Allahın kağıdı kaç para olacak ki? Aldım bir kaç tane geldim, dedim kaç para? flegngklvgn dedi, anlamadım tabi ne kadar dedim bir daha? Parasız kızım parasız dedi! O anı size kelimelerle anlatmam mümkün değil, hemen süzüldüm odaya doğru, montumun içini yaklaşık 1000 tane form ile doldurup, usulca aktım dışarı. Nasıl mutluyum düşünebiliyor musunuz?

Ertesi gün de beni Hocapaşa Vergi Dairesine gönderdiler. Dediler ki bak kızım bu muhtasar beyanname bunu vereceksin, sonra sıraya girip tahakkuk servisindeki yazıcıdan çıkan tahakkuk fişini alacaksın. Tamam dedim, gittim verdim lanet olası muhtasar zıkkımını. Geçtim tahakkuk servisine bekliyorum. Nokia’m ile yılan oynuyorum arada ama gözüm hep yazıcıya. Zaten yazıcının kendini unutturması na-mümkün zira haykırıyor, böğürüyor, anırıyor. Aha! Baktım yazıyor, memur işlemiş hepsini, arka arkaya geliyor tahakkuklar. Durur mu Gülsün? Asla! Hemen topladım, ne gelse alıyorum, durmuyor yazıcı, durmuyor, belli periyotlarda yırtıp yırtıp alıyorum. Baktım durdu, topladım hepsini gittim ofise. Büyük bir gururla verdim. Evet tahakkuku almışım üstelik o gün beyanname veren tüm şirketlerin tahakkuklarını!!! Eeee size eksiksiz iş yaparım demiştim. Sonra paşa paşa gidip çaktırmadan milletin tahakkuklarını bırakmıştım.

Ama sonra Hocapaşa, Çemberlitaş, Unkapanı İşkur benden sorulur oldu. Memurlarla yemek bile yedim bilemiyorum artık gerisini siz düşünün. Aldım, yürüdüm.

Bu sene de geçmişin intikamını almak için 10 stajyer arkadaş alacağım… :)

Deveye sormuşlar neden boynun eğri?

deve
Dün yazdığım mülakat dosyası yazım ilgili yerlere ulaştı mı bilmem ama daha ilk günden epey okuyucuya ulaştı.
Hedef kitle, yazıya konu olan firmalardan ziyade bu firmalar ile dirsek temasına geçenler esasında. Adaylar, ortak iş yapanlar, o firmalarda kariyer hedefleri olanlar vs. Dolayısı ile Şok Market okumuş, Mavi Yaka okumamış aslında bunlar ikinci plan.

Bugün de sizlere yine iş görüşmesi deneyimlerinden birini aktaracağım. Bu firmaya İk Üssü aracılığı ile gittim.
Firmalar adaylarına dönmüyor bunun aksi tavır sergileyen çok az fakat işi, işe alım olan danışmanlık firmalarının adaylarına dönmemesi cidden akıl alır gibi değil.
Bugüne kadar deneyimlediklerim içinde adayına süresinde dönen tek danışman firma Reed oldu. Aklıma gelen NMT mesela en az mavi yaka kadar niteliksiz yönetmişti süreci.

İk Üssü’ne gelecek olursak burası ile linkedin üzerinden iletişime geçtik ve ertesi güne görüşme organize ettik. M.köy’de danışmanlık hizmeti verdikleri bir hukuk firması için buluştuk. Neyse efendim iki genç, hanım arkadaş ile yaklaşık 30 dakikalık tamamen benim yönettiğim bir mülakat oldu.

Hukuk firması, çalışma saatleri yasal sürelerin üzerinde, maaşları asgariden ödüyor ve kalan bakiyeyi çalışanlarına elden ödüyor!!!!!!! Şaka gibi değil mi? Düşünsenize sıradan bir vatandaşsınız sigorta uygulaması böyle bir şirkette işe başlıyorsunuz, iş bulamadınız, mecbur kaldınız ve kabul ettiniz. 2 sene böyle çalıştınız ve işten çıkarılıyorsunuz. Tazminatınızı resmi rakam üzerinden hesapladılar. İşsizlik maaşınız da pek tabi yine yasal rakam üzerinden ödenir, zira siz o rakam oranında işsizlik primi ödediniz. Her neyse aldınız kuş kadar tazminatı elinize, aydan aya da 250 TL işsizlik… Gidip hasbel kader bu firmadan bir avukatla anlaştınız. Ulan avukatın bile sigortasını asgariden ödüyorlar. Hukuku sağlayacak adamlar, devleti dolandırıyor, işçisinin bugününden, geleceğinden çalıyor. Biz bu adamlardan hakkımızı savunmasını bekliyoruz. Gerçekten adım attığımız her yer temel fıkralarından fırlamış gibi.

Sigorta primleri çok yüksekmiş, 2 bin TL’ye çalışan adamın maliyeti 5 binmiş. Eeee çalışana ne bundan? Güdemeyeceğiniz deveyle işiniz ne? Türkiye’de ne yazık ki çok büyük firmalar ve çok büyük olmasalar da vicdan sahibi olmayan işverenler dışında sigorta primini doğru düzgün, adamın aldığı gerçek ücretten gösteren firma çok az.

Geçen hafta yaptığım bir mavi yaka iş görüşmesinde personel 1.300 TL asgari ücret hesabına yatırıldıktan sonra 300 TL’si elden muhasebeye teslim ettiği söyledi. İnanılır gibi değil, gerçekten. Özellikle üretimde, işçi statüsünde, asgari ücret düzeyinde çalışanın işi iyice zorlaştı. Sigorta ve minimum 1.300 TL maaş talebi olan işçiye karşılık, sigortasız 500-750 TL’ye aynı işi yapacak Suriyelilerle doldu ortalık. Özellikle benim çalıştığım bölge olan Esenyurt’ ta ki eminim sanayi mahallerinden genelde böyledir Suriyeli işçiler gece gündüz çalışıp, gecede fabrikada bir köşede uyuyup nerede ise karın tokluğuna çalışmaya razılar. Dolayısı ile 1.300 TL maaşının 300 TL’sini iade eden, sigortasız, fazla mesaisiz çalışan işçinin yapacak pek bir şeyi kalmıyor. Ama gelin görün ki; sigortasının asgari ücretten ya da artık asgari değilse dahi muhtemelen baronun belirlediği en düşük ücretten ödenmesini, ay başlarında muhasebeci odasına girip, elden zarf içinde maaş alan avukatı kabul etmiyorum. Kendine değilse dirsek çürüttüğün bölüme, cübbene saygın olmalı. Sen kendi hakkını savunamıyorsan, bir başkasına ne hayrın, faydan dokunabilir ki?

Geçtiğimiz sene Hatay’a gittiğimde Pac Meydanında ki büyük heykelde okuduğum İsmet İnönü’nün sözü geldi aklıma;

Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur.

Hamiş: Adayına dönmeyen danışmanlık firmasına danışılmaz. İk Üssü üzgünüm ama sen de bizimle değilsin!

VIII. Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti

Bu aralar önüne gelen beni tehdit ediyorsa demek ki… Bu da burada dursun efendim. Öptüm, kib, bye, aeo etc.

VIII. Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti
Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
(Değişik: 3.10.2001-4709/9 md.) Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
(Üçüncü fıkra mülga: 3.10.2001-4709/9 md.)
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
(Ek: 3.10.2001-4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.

Mülakat Dosyası, okuyun derim. Dikkat, ifşa içerir!

Geçtiğimiz bir kaç ay içinde yaptığım görüşmeler ve notlarımı yazayım size de görüşmeye gidecekseniz falan nelere hazırlıklı olmanız gerektiğini bilin… Benim için iş görüşmesi hobidir çok saçma olmadığı sürece hepsine giderim. Bu konuda arkadaşlarım ‘yeaa senin orada ne işin var’ deseler de yine giderim yine giderim. Şimdi hatırladıklarım ile başlıyoruz.

Yıldız Holding-Şok Marketler
: Adayına geri dönmeye tenezül etmeyen, 1,5 saat mülakat yapıp onun hatırına bile dur bir geri dönelim, süreçten haberdar edelim demekten aciz bir işe alım yöneticisi ve şirket. Mülakattan yaklaşık 40 gün sonra özgeçmişiniz elimize ulaşmıştır en kısa sürede geri döneceğiz falan şeklinde bir mail atmışlardır ki kepazelik değil de ne?

Kaynak Holding:
Buraya geyik olsun, kayyum atanmış holding göreyim diye gittim. Başvuru formunda alkol kullanıyor musunuz sorusuna EVET dediğimde zaten kafadan elenmiş olmalıyım. 2 çapsız, mühendisi oturtmuşlar. Biri mülakat boyunca mesajlaştı. Kaykık bir oturma, elinde telefon, diğeri de aklınca şov yapmaya kalktı, aldım akıllarını oturttum aşağı. Tabi ki dönmediler.

Karadeniz Holding: Sakın gidip de o klasik arabalara, o şık ofislere, o afilli bahçelere kanmayın. Boş bomboş, saygısız, seviyesiz bir insan kaynakları ve holding. Kalsın, istemem.

Flok Ambalaj: Anam anam anam! Hasbel kader orada başlasam vallahi 2. sayfa haberi olurduk. Böyle edepsiz bir kadın tövbe görmedim. Firmaya özel bir yazı yazmıştım fazlasına gerek yok. Rezalet!

Mavi Yaka Danışmanlık: Burası da tam bir facia! Zaten mavi yaka danışmanlık firmasında yönetici arayan bir firmadan ne hayır bekledim ki bilmem. İşin özü o gün Moda’da bir randevum vardı, danışmanlık ofisi de Kadıköy’de idi. Hadi dedim gideyim. Ofis bir tuhaf. Kapıyı açan abla faşır fuşur salata yiyordu. Biri mülakat yaparken tüm ofis duyabiliyor falan. Mülakatı yapan (Funda Candaş sanırım) ilan detaylarını kağıttan okudu, evet evet cidden kariyer.nete yayınladıkları metini okudu. Sonra işte beni firmaya yönlendirdi. Dur onu altta yazacağım. Neyse işin özü sizin de benim gibi mülakat hobiniz yoksa mavi yakaya gitmeyin. Adayın maillerine dönmeyen dahası telefonu meşgule atan öyle saygısız, özensiz, hadsiz bir firma. Firmalara da buradan bilgisini vermiş olayım. Şirketinizi kimlerin temsil ettiğine dikkat ediniz.

Lescon: Mavi Yaka aracılığı ile yönetici arayan firma da Lescon! Kurumsal hayata Puma iştiraki ile başlamış daha sonra da perakende sektörüne ciddi emek vermiş bir profesyonelim. Görüşmeyi yapan hanımın görevi nedir bilmiyorum. Adayların mülakata kurumsal giyinerek gitmesini aksi halde görüşmeye çıkmadığını öğrendim görüşme öncesi. Her neyse dedim gittim. Ben zaten yıllardır işin içinde bir olarak hep özenirim ve düzenliyimdir bu konuda. Neyse kadın oturdu karşıma annemin tabiri ile selpür sülpür özensizce savurulmuş saçlar, 3 parça 10 TL’nin 1 parçası, topukları yamuk basan botları ile son derece kurumsal, şık, zarif bir şekilde oturdu karşıma. Ayıptır söylemesi yine aldım aklını… : ) ‘ ayy sanki ilk kez mülakat yapıyorum’ şeklinde bir cümle ile görüşmeyi sona erdirdik. Sonrası mı? Tabi ki kurum kültürlerine uygun bulunmadım! Because; bir kültürün yok, bizimle değilsin Lescon!

Yurtiçi Kargo: Yiğidi öldür hakkını ver. Adam gibi karşılayıp, edebi ile mülakat yapıp, ücrette anlaşamadığımız için 1 hafta içinde geri dönüş yapan tek firma. Sakarya Üniversitesi’nden mezun Gözde isimli bir arkadaşla görüştüm. Evet çok deneyimsiz fakat doğru yolda. Saygılı, aklı selim bir kız. Onca yılların ik’cısından sonra iyi geldi mi? Geldi, en azından umut oldu.

Yeryüzü Doktorları: Buraya da sadece meraktan gittim. Allah selamet versin zaten yollarımız aynı değil. Ama haklarını yemem efendi gibi buyur edip, çayımı kahvemi ikram edip, uğurladılar. Lakin ‘burası şirket değil tekkedir’ dediklerinde zaten konu kapanmıştı. Saygım sonsuz fakat ait olduğum yer orası değil.

Radore Veri: Burayı da pek anlamadım. Firma belki iyidir de adaya geri dönmeyen, artistik abimiz Akın Öner’de de pek bir numero yokmuş, afilli ilan yayınlıyor fakat onu söyleyeyim. Bir de danışmanlık şirketi var zannederim. Neyse bize uzak, merci.

Baykanlar Tekstil-Otomol: Burası önce test falan yolladı. Sonra görüştük Şükrü Gölbaşı ile aynı günde işe davet edildim. 2 gün içinde başladım, 15. günde ayrıldım. Hızlı ve öfkeli :p Yok şaka bir yana düzgün, saygılı ve niyetleri iyi insanlar. Gelin görün ki bir şey beni fena dürttü. Durma burada kızım dedi durma, güven oturmadı, ayrıldım. Ama 2 haftalık deneyimim sonrası ne dersin derlerse; Türkiye’nin denim üretiminde 1 numarası, şu an çok iyiler ama gelecekte daha iyi olacaklar. Özellikle tekstil okuyanlara, kariyerini bu sektörde yapmak isteyenlere ciddi anlamda tavsiyemdir. Bana uymadı o ayrı, ayrılırken dedim zaten ‘sorun sizde değil, bende’ cidden dedim. Ölmeden şunu da dedim ya, ohh!

Aslında üfürükten bir kaç yerle daha görüştüm ama onları cidden beynimden, beyinciğimden, omurilik soğanımdan dahi kazımak istiyorum o sebeple yazmayacağım. Hele 2, 3 tekstil firmasına gittim eyva eyvah allahlık ali bey hepsi, bunlar nasıl iş yapıyor, para kazanıyor benim aklım almıyor.

Diyeceğim o ki; artık adaylarınıza saygı duymayı öğrenin sevgili boş beleş, poşet ik’cılar! Hep diyorum yine diyeceğim masanın öteki tarafına geçmeniz an meselesi! Kendinize gelin, dünyayı kurtarmıyorsunuz, çoğunuzun bir numarası yok esasen. Fakat unutmamanız gereken 2 şey var! 1- şirketin en önemli yüzüsünüz, ne kadar iyi bir şirket olursa olsun eğer siz kötü bir mülakat deneyimi yaşattı iseniz adaya ne yapsanız o şirket göze hoş gelmez artık. 2- her an mülakat canavarı gülsün karşınıza çıkabilir ve sizi yerlere vurup, göklere savurabilir. Seve seve olmuyorsa sevmeye sevmeye adaylarınıza hürmet göstermeyi öğreneceksiniz çekirgeler.

Şimdi iyi haftalar, ben yazıyı biraz sosyal medyada paylaşayım da daha çok kişiye ulaşsın. Ayrıyeten; anahtar kelimelere adınızı soyadınızı da ekleyeceğim ki aramalarda daha rahat bulsunlar sizi… kıh kıh kıh

Bonus: Kansuk İlaç: Eskilerden çok eskilerden bir şarkı ile…. Abi bir şirket ancak bu kadar eski olabilir. Eskiler kapısı eski, bacası eski. Maaşları flash bellek ile bankaya elden teslim ediyorlarmış. Kızların ayakkabıları bile eski moda. Üstten bantlı, düğmeli. Kendimi 1950′ lerde geçen bir tiyatro oyununda hissettim, o sırada apple watchum çaldı, seyirci dağıldı… Buzlu camlı ahşap kapıyı ittirdim, son kez arkama baktım ve dedim ki ‘allah sizi nasıl biliyorsa öyle yapsın, bu nedir yeaa’ sonrasında tam 3 kez daha arayıp beni mülakata davet ettiler. Yanlış anlaşılmasın 2. ve 3. görüşmeler için değil. Hep ilk görüşme için davet edildim. Değişik kafalar, dedim siz kan torbası yapın bana dokanıyor he mi?

Bu arada gezdim gezdim en tatlışını buldum çok şükür :)

Bu yazı bir takım kendini bilmez eski iş arkadaşlarıma ithaf olmuştur. Ağır öfke içerir,dikkat!

Hayatımla ilgili önemli bir karar verdim;

Geçtiğimiz haftalarda beni sözüm ona öldürmekle tehdit eden adamın yazışmalarını avukat bir arkadaşıma teslim ettim, tekrar ederse savcılığa doğrudan suç duyurusunda bulunup, vatandaşı adalete teslim edeceğim. Haberi oldu tabi bu durumda şimdi gık demiyor, demesin zaten. Kim oluyor da beni tehdit ediyor.

Nedir bu insanların kendini, haddini bilmez halleri cidden anlamıyorum. Cahil cesareti denen şey tam da bu zannederim. Gerçekten beni kimse bu kadar öfkelendirmeyi başaramamıştı bugüne kadar. Öldürmekle tehdit eden adam bile… :)

Şimdi de eski iş arkadaşlarım bir daha hakkımda tek söz kulağıma gelirse sizleri de ilgili ve yetkili mercilere teslim edeceğim. Çalıştım 2 sene ayrıldım 1 sene! Bir kendinize gelin artık yahu, nasıl bir etki bırakmışım üzerinizde unutamadınız beni… Hala beni konuşuyorsunuz üstelik nasıl da bir mantık orada konuşup sonra sanki konu ile hiç alakanız yokmuş gibi bana yazıyorsunuz! Hepiniz, ne 1 eksik ne 1 fazla hepiniz, hayatımla ilgili tek söz daha ederseniz (nasıl olsa kulağıma gelecek) hepinizle sorunumu yasal yollarla çözeceğim. Güzel günlerin, anıların ancak bu kadar gözü çıkarılırdı çıkardınız, tebrikler.

Sizin hiç mi başka işiniz yok? Hepi topu 2 sene çalıştım çalıştığımın yarısı kadar zaman geçti aranızdan ayrılalı bu neyin tahammülsüzlüğü arkadaş?

Ben sizin hakkınızda 1 gün konuştum mu? Hiç düşündünüz mü ne kadar leş, ne kadar pislik hayatlarınız var bir kelime konuşsam insan içine çıkamazsınız ama bakın ne yapıyorum, konuşmuyorum zira umurumda bile değilsiniz. Yine konuşmam, acırım size. İnsan gibi çıkamazsınız o kapıdan ağzımı açarsam, evinize giremez, çoluk çocuğunuzun yüzüne bakamazsınız. Akıllı olun, hatta çok akıllı olun! Defolun hayatımdan, yolda görseniz yolunuzu değiştirin. Bu da size ilk ve son uyarımdır. Öyle ki oturun bu gece 100 kere deftere ‘Artık gülsün’ün adını bile anmayacağım’ yazın sonra da adam olana kadar her gece okuyun onu 100 kere 1000 kere! Haydi şimdi yolunuza.